Bir yazarı daha yakından tanımanın yollarından birinin onun günlüklerini ve mektuplarını okumak olduğunu düşünürüm. Severim mektup ve günlük okumayı. Ocak ayı içinde önce Selçuk Baran 'ın Günlükler' ini sonra da Sevim Burak 'ın, oğlu Karaca Borar' a yazdığı mektupları - "Mach 1 'dan Mektuplar - okudum. Her iki yazarın günlük yaşamına, yaşama bakışlarına, çektikleri sıkıntılara, acılarına tanık oldum. Hani kimi zaman yazarları tanrılaştırırız ya gözümüzde, onlara insan üstü özellikler yakıştırır, sırça köşklere kapatırız ya onları, işte tam da bu algıyı yıkar mektup ve günlükler.
Mach 1'den Mektuplar'ı, "Sevim Burak annem, 1983'ün son günlerinde bir hastane yatağında kalleş ve yenilmez ölümü tekmeleyerek, onunla boğuşarak öldü diyen Karaca Borar yayına hazırlamış. Kitabın girişinde, geçtiğimiz günlerde yitirdiğimiz bir başka yazarımız Selim İleri 'nin " Sevim Burak' ın Okumadığım Mektupları Üzerine" başlıklı bir yazısı da yer alıyor. 1978'de başlayan mektuplar yazarın ölümüne kadar sürüyor. Cevat Çapan ve Murathan Mungan'ın da birer mektubuna yer verilen eserde; Sevim Burak 'ın yazma tutkusu, yazma biçimi, metinlerini oluştururken kullandığı yeni ve özgün yöntemler, yayıncılardan ve okurlardan beklentileri, yeterli ilgi ve desteği görnemenin kırgınlığı, küskünlüğü, çocukluğundan beri devam eden kalp hastalığı ile mücadelesi, antika tutkusu, parasızlık, eserlerinin bir matruşkayı andırır gibi birbirinin içinden çıkması, yayın dünyasında ötelenmesine, anlaşılmamasına rağmen yazdıklarına sonsuz güveni, arabalara olan tutkusu, izlediği filmler, yazlarını geçirdiği yalılar vb. pek çok konuya yer veriliyor. Beni en çok onun inatla yazması, vazgeçmemesi, asla geri adım atmaması etkiledi.
"Hayatımın kitabı, beni mahfediyor, bayağı güreşiyoruz, beni korkutuyor, sindiriyor,