Çok değişik bir kitaptı bu “Palyaço Ruşen”. Bitirdiğimde bana ne hissettirdiğini tam olarak anlatabilir miyim bilemedim. Yine de, yeni tanıştığım farklı bir kalem olan “Sevim Burak” tan bahsetmeden geçmek istemiyorum.
“Sıradan insan” deyince aklıma sıraya dizilmiş insanlar gelir hep. Örneğin, o sırada durup denize baktıklarını hâyâl ederim. Hepsi de maviyi, dalgaları, suyun üzerindeki gemiyi görür. En fazla, dipteki canlılığı geçirir aklından.
Sonra içlerinden biri o sıradan çıkıp kenara geçer. Tek başına bakar denize. Suyun mavisinden renklerin dünyasına geçer. Gördüğü gemiyle tuhaf yolculuklara çıkar. O geminin içinde bakarken göremediğimiz insanlarla tanışır. Sen elmaya bakar meyve görürsün; o elmanın kırmızısında koskoca bir dünya keşfeder. “Sıra dışı insan” dır o. Anlamak istemeyenin “arızalı tip” deyip geçtiği... Onu arızalı yapan şey, bir Oğuz Atay, bir Sevim Burak olmasıdır. Yaşarken gözümüzün önünde göremediklerimiz, ancak kaybettiğimizde yokluğunun gerçek bir eksiklik olduğunu fark ettiklerimizdir onlar.
İşte böyle sıra dışı bir kalem Sevim Burak.
1931’de İstanbul’da dünyaya gelir. 21 yaşına kadar Kuzguncuk’ta, babaannesi ve dedesiyle yaşar. “Aile çevremizde, çocuktan çok yaşlı komşular, yaşlı akrabalar bulunduğu için, onların arasında, yaşlı bir insan gibi yetiştim.” der. İlkokulu Kuzguncuk’ta, Ortaokulu Alman Lisesi’nde bitirir. Öğrenim hayatı bundan ibarettir. 1983 yılında, kalp ameliyatı olmak için yattığı Haseki Hastanesi’nde ameliyat edilemeden yaşamını kaybeder.
Yazarın, günümüzde bile sıra dışı sayılabilecek bir anlatım tekniği ve dili var. Gerçekleri, yaşanmışlıkları, bastırılan sesleri aktarmaya uygun bir ses bu. Bence Sevim Burak kendi sesini arayıp bulan yazarlardan olmayı başarmış biri.
“Palyaço Ruşen”, yazarın yaşarken yayımlanmamış