1000Kitap Logosu
Resim
Sevim Burak

Sevim Burak

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
7.9
269 Kişi
871
Okunma
102
Beğeni
6,2bin
Gösterim
Tam adı
Zeliha Sevim Burak
Unvan
Türk Yazar
Doğum
Ortaköy, İstanbul, Türkiye, 29 Haziran 1931
Ölüm
İstanbul, Türkiye, 30 Aralık 1983
Yaşamı
26 Haziran 1931’de İstanbul, Ortaköy’de dünyaya geldi. Babası bir gemi kaptanı olan Mehmet Seyfullah Burak; annesi 1910’lı yıllarda Bulgaristan’dan göçmüş Yahudi asıllı bir ailenin kızı olan ev hanımı Aysel Kudret Hanım (Marie Mandil)’dır[1]. Ailenin ikinci çocuğudur. İlkokula 1938 yılında babasının görevi nedeniyle bulundukları Çanakkale’de başladı. İlköğrenimini Kuzguncuk’taki Suleyman Şefik Paşa Nakkaştepe 45. İlkokulu’nda tamamladı; 21 yaşına kadar yaşadığı Kuzguncuk, hikâyelerinde azınlık kültürünün yaşlı insanlarına ağırlık vermesinde etkili oldu. Ortaokulu Alman Lisesi’nde tamamladıktan sonra okul hayatına son verdi. Annesini 17 yaşında iken kaybetti. İlk evliliğini 18 yaşında, keman sanatçısı Orhan Borar ile yaptı (1949). 1950’de Olgunlaşma Enstitüsü’nde mankenliğe başladı. Dönemin Amerikan Büyükelçisi Mc Ghee’nin öncülüğünde düzenlenen kültür etkinlikleri kapsamında Amerika’ya giderek, orada defilelere çıktı.[3] Amerika dönüşünde kendine ait bir modaevi ve atölye açtı. Orhan Borar ile evliliğinden oğlu Karaca Borar dünyaya geldi (1955). Bu evliliği sırasında romancı Peyami Safa ile bir aşk yaşayan sanatçının öykü dünyasının şekillenmesinde bu ilişki etkili oldu;eserlerinde kahramanları da bu ilişkiye benzeyen yasak aşklar yaşadı[1]. 1958 yılında ilk eşinden boşandı. Bu dönemde amatör hikayeler yazmaya başladı. İkinci evliliğini ressam Ömer Uluç'la yaptı; bu evlilikten Elfe Uluç adındaki kızı dünyaya geldi. 1960 ihtilalinden sonra bozulan ekonomi nedeniyle işyerini kapattı ve tamamen hikâye yazarlığı üstüne yoğunlaştı. İlk hikâye kitabı "Yanık Saraylar"ı 1965'te yayımladı. Kapalı ve alışılmadık biçimsel üslubu nedeniyle kitap çok tartışıldı. Sait Faik Ödülü’ne aday oldu ancak ödülü alamadı[4]. Kitabının aforoz edildiğini düşünen Burak, bu kitaptan sonra on yedi yıl boyunca edebiyat piyasasından çekildi[2]. Bu süre içinde “Mach 1” adını verdiği romanı üzerinde çalıştı. Yazar, çocukluğunda geçirdiği kalp romatizması tekrarladığı için 1970'li yıllarda bir tedavi sürecine girdi; ancak eşinin Nijerya’ya atanması üzerine olması gereken kalp kapakçığı ameliyatını geciktirerek 1976’da Nijerya’ya gitti ve bir buçuk yıl orada yaşadı. Bu dönem dışında tüm yaşamını İstanbul’da geçirdi. 1980 yılında İstanbul’da bir ameliyat geçiren Sevim Burak, ameliyata girerken aldığı karar sonucu Ömer Uluç’tan ayrıldı[4]. Yeniden yazılarını yayımlamaya başlayan sanatçı, 1982 yılında "Sahibinin Sesi" adlı oyunu yayımladı. Aynı yıl “Palyaço Ruşen” isimli öyküsüyle Sabahattin Ali Öykü yarışmasına katıldıysa da hak ettiğini düşündüğü bu ödülü alamadı ve tepki olarak hikayelerini yayımlanacak antolojiden çekti [4]. 1983’te "Afrika Dansı" adlı öykü kitabı yayımlandı. Çok farklı teknikler denediği bu kitap, edebiyat dünyasında büyük tartışmalara neden oldu[4]. Aynı yıl "Everest My Lord (İşte Baş, İşte Gövde, İşte Kanatlar)” adlı kitabını yazdı ve romanını yazmayı sürdürdü. Yeni bir kalp ameliyatı geçirmek üzere yattığı Haseki Hastanesi'nde 31 Aralık 1983 günü ameliyat edilemeden hayatını kaybetti. 5 Ocak 1984 günü Kuzguncuk Camii’nde kılınan cenaze namazının ardından Nakkaştepe Mezarlığı’na defnedildi. “Everest My Lord (İşte Baş, İşte Gövde, İşte Kanatlar)” (1984) adlı oyunu ve son öykü kitabı "Palyaço Ruşen" (1993) ölümünden sonra yayımlandı. Ayrıca oğluna yazdığı mektuplar “Mach I’dan Mektuplar” adıyla kitaplaştırıldı (1990). Öyküleri bilinç akışı tekniğinin yetkin örnekleri olarak kabul edilir. Genellikle kadın sorunlarını anlattığı yapıtlarında şiirsel bir dil kullanmıştır.
90 syf.
·
1 günde
·
9/10 puan
Öncelikle bu değerli yazarımızla henüz bu sabah tanışmış olmanın üzüntüsü içerisindeyim, bu tarz duygular yaşadıkça bu siteyi kurup bugünlere gelmesinde emeği olan herkese ne kadar teşekkür etsem az diyorum. Siteye ilk üye olduğum zamandan itibaren bütün paylaşımlarını keyifle takip ettiğim ve çok şey öğrendiğim ve bu kitabı okumama vesile olan etkinlikten sayesinde haberim olan kıymetli
Leman Altıner
, bu güzel etkinliği düzenleyen #148343998 ve emeği geçen herkese sonsuz teşekkür ederim. Kitap alışık olduğumuz öykü kitaplarından farklı tarzda yazılmış ancak okuması zevkli kolay bir şekilde okunabilir.
Yanık Saraylar
7.6/10 · 495 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
90 syf.
·
2 günde
·
7/10 puan
puanım;10/7
Kitapla tanışmamı sağlayan sayın;
Samet Güzel
teşekkür ederim ve kitaba geçelim. Kitap;sevim burak'ın okuduğum ve kendisininde yazdığı ilk kitap.Sevim burak'ın tanımak isterseniz başlangıç için en iyi kitabı benimde tekrar tekrar okuyup farklı şeyler öğrenebileceğim bir kitap 6 hikayeden oluşmaktadır; Sedef Kakmalı Ev Pencere YanıkSaraylar Büyük Kuş AyYaRabYehova Ölüm Saati bunların ortak ögesi kadınlardır. Kadınları bir mekan ile var ediyor. Bir baş kaldırı var kitapta. Kitapta yaşatılan duygular;yalnızlık, ölüm ,intihar ,korku,endişe,dışlanma ile anlatımlar mevcuttur. Depresif ve melankolik bir hava daima kitapta var eğer kitabı okumak isterseniz ;kesinlikle, sevim burak'ın "hayat hikayesini" bilmeniz kitabı anlamak için çok büyük bir yardımcı olur. Kitap yapboz gibi bir an şunu diyorsunuz ;"noldu şimdi" ben aşırı bağlantı sorunu yaşadım. Anlamlandırmak çok zor yorumlamak çok zor.Çok güçlü bir kalem kendisi metnin içinde kullandığı yazım çok şaşırtıcı;hep Büyük harf ,hep küçük harf,cümleler kesik çizgi ile ayrılır ,bir anda düz yazıda ,şiire ,ordan bir dialoga ordan da bir günlük ile karşılaşırsınız . En sevdiğim alıntılar; bu kadın kolu için yaşıyor; bense, paltom için yaşıyorum. fakat bir hiç için yaşanır mı? diye düşündü. Akşamlara dek pencerenin önünde yalnızlığımı büyütüyordum. HİÇBİR ŞEYDEN UMUDUM YOKTU. Bütün yılları Bütün günleri Bütün saatleri dolmak üzere BENiM ANILARIM BEN BU ANILARI CANlMLA KANlMLA BESLEDİM AYAKTA TUTTUM YlKlLMASlNA ENGEL OLDUM arka kapakta yazan; "siz baron bahar, hayatın dehşetini hiç düşünmüyorsunuz: her şeyiniz var otomobiliniz yatınız 7 cüceli eviniz bonolarınız çocuklarınız bense, ölümden korkmayacak kadar yalnızım...." dizeleriyle insana derin bir nefes aldırım şükür öylesine yalnız değilim dedirten kitaptır . yazarın sevim burak'ın kitabında olan bu eser yayınlandığı 1965 senesinde yarattığı tartışmalarla yılın edebiyat olayı sayılmış ve türk edebiyatında ki modern yönelişler içinde ayrı bir yeri olduğu kabul edilmiştir. Kendinizi şaşırtmak için okunması gereken bir kitap unutulmaması için yapılan #165362149 etkinliğe katılabilirsiniz şimdiden iyi okumalar ve görüşmek üzere
Yanık Saraylar
7.6/10 · 495 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
90 syf.
Çevremden gizlenerek -korkarak- korkuma karşı zor kullanarak - içten içe ve çok derinden sarsılarak- neredeyse yasadışı bir mücadeleydi yazı yazmak benim için... (Asım Bezirci ile olan bir söyleşi, Soyut Dergisi, 1965) Evet geldik Yanık Saraylar'a çıktığı günlerde edebiyat otoritelerini yıkan, yıktığı için hazmedilemeyen ve bir sürü saldırıya maruz bırakılan Yanık Saraylar'a.... Her incelememde Sevim Burak'ın çok değerli bir yazar olduğunun altını çiziyorum. Temin edebildiğim kitaplarının üzerine bir şeyler yazmak da o yüzden bir ödev benim için. Bir yazarın unutulmuşluğunun önüne bir nebze geçebilmek için onu sürekli hatırlatmak, onun üzerine elden geldikçe yazmak gerekiyor yani en azından değerini kavrayan her okurun öyle yapması gerekmektedir. Sonradan Aysel Kudret ismini alan annesi Marie Mandil Bulgaristan’dan Türkiye’ye göç etmiş bir Yahudi’ydi. Babası ise Mehmet Burak adlı bir gemi kaptanı. 21 Yaşına kadar Kuzguncuk’un tepsindeki evlerinde yaşadı. Yahudi toplumunun arasında yıllarını geçirdi ve oradaki hayatının etkilerini metinlerine yansıttı... "Hikayelerimin üstünde biri gibi, değildim. Hikayelerimin hikaye oluncaya kadar başından geçenler benim başımdan geçenlerdi. Örneğin, yazdığım kelimelerin Oda-el çantası-teneke-masa-igne-tramvay'ın karşılığı kendimdim... Yazarken, zaman geçiyor, boyuna değişiyordum-nesne'lerle birlikte." (Kitap-lık no. 71 Nisan, 2004) Yanık Saraylar kitabından yer alan öyküler alışılmış düzyazı dilinin ötesine geçen bir nitelik gösterirler. Metnin içinde dil kuralları zorlanır; cümleler kırılır, sözcükler büyük harflerle yazılır, sözcükler ve cümleler tirelerle ayrılır. Başka bir deyişle metin bir parçalanma süreci içinde gelişim gösterir. (Yaşama Teğelli Öyküler, Seher Özkök sayfa 38) Yanık Saraylar ilk yayınladığı zamanlarında Sevim Burak'a getirilen en büyük eleştirilerin başında hikayelerini gerçeküstü/fantastik bir yapıda oluşturduğu üzerinedir. Sevim Burak ise bir röportajda: "Gerçeküstücü değilim. Hikayelerimde gerçeküstü gibi görünen parçalar, kişilerimin ve benim gerçeklerimle ilgilidir." Yazarı inceleyen kişiler buna şaşırtmayacaktır çünkü Sevim Burak kendisi için şöyle demektedir: "Yazdıklarının konusu kendi kendisi olan bir edebiyat benimki.." Bu da insanların kalıplar üzerinden eleştiri getirme geleneğine Sevim Burak tarafından getirilen bir eleştiridir. Unutulan bir şey var Sevim Burak'ın iç dünyası ve bu iç dünya hiçbir edebi akıma sığmayacak kadar büyüleyici bir dünya ki kendisi de hiçbir akıma ait olmadığını ve onu sadece tek tek yapıtların ilgilendirdiğini ifade eder. "Modern toplumlarda okuma kesinlikle nötr bir kategori değil, toplumsal ve kültürel dışlama mekanizmalarını korumaya çalışan bir seçkinleşme kategorisidir. Belli okuma tarzlarının meşrulaştırılması ve ayrıcalıklı metinlerin kanonlaştırılması statü belirlemeyle, toplumsal ayrıcalıklar atfetmeyle ve toplumsal tabakalaşmanın korunmasıyla bağlantılıdır." (Jusdanis, Gregory, Gecikmiş Modernlik ve Estetik Kültür, Metis Yayınları s 103) Lütfen incelemede buraya kadar gelenler bu parçayı tekrar okuyup üzerine düşünsün ve okuma kültürlerine dönüp baksınlar. Okumalarınızı kim yönlendiriyor? Sizin bu yolda rolünüz nedir? Bu soruları kendiniz için cevaplandırın. Edebiyat dünyasında meşrulaştırılmayan her yazar mevcut otoritenin ve mevcut tabakalaşmanın dağılmaması için göz ardı edilir. Sevim Burak bu yazarlardan biri onun yok sayılmasının nedeni sadece aykırı edebiyatından kaynaklı değildir, o bir kadındır ve biz kadınların başarısını yok saymayı toplum olarak çok iyi bir şekilde becerebiliyoruz. Türk Edebiyatında kanonlaşma milliyetçilik, dinsel kimlik ve erillik kategorileri üzerinden yaşanmaktadır. Özellikle Tanzimat edebiyatında sesini duyurmaya başlayan kadın yazarlar, alışılagelmiş eril düzeni aşıp edebiyat otoritelerinin gözüne çarpma konusunda çaba göstermek zorunda bırakılmıştır. Fatma Aliye, Emine Semiye ve Nezihe Muhiddin gibi yazarlar o dönemin erkek yazarından sonra dikkate alınanlar olmuşlardır. Edebiyat kitapları da yenileşme dönemi edebiyatçıları sıralarken kadın yazarları en sona koyarak eril edebiyatın üstünlüğünü meşrulaştırmıştır. Sevim Burak'ın diğer kadın yazarlardan ayrılan yönü sadece cinsiyet farklılığı yüzünden ayrıma tabi tutulması değil aynı zamanda milliyetçilik ve dinsel kimlik farklılığını da kimliğinde barındırmasıdır. Gregory'nin tanımına bakarsak kültürel dışlanma mekanizmasının en büyük kurbanlarından biri de Sevim Burak olmuştur ifadesini rahatlıkla söyleyebiliriz. Yanık Saraylar... Kitap altı öyküden oluşmaktadır. İlk öykümüz: Sedef Kakmalı Ev Öykünün kahramanları; Nurperi Hanım ile Ziya Bey'dir. Ziya Bey ölmek üzeredir ve tüm öykü boyunca okura onun ölümünün arka planda yer aldığı bir zamanlar arası yolculuk yaşatılır. Öyküde Ziya Bey ile Nurperi Hanım'ın ilişkisi net olarak verilmez aralarında bir evlilik bağı mı anlaşmalı bir cinsel birliktelik bağı mı olduğunu Sevim Burak net bir şekilde okura yansıtmaz. Bu öyküden kadının öteki olma durumuna ilişkin bir saptama oluşturacak bir bölümü vererek diğer öyküye geçmek istiyorum. "GELDİLER Çok yorgundular Sokağın başına dizildiler. Sekiz on kişi vardılar. Bunların ardından kadınlar göründü. Çok yavaş yürüyorlardı, yan yana sıralanmaları uzun sürdü bu yüzden. Ayakları çıplaktı. Erkeklerin önüne çömeldiler Birden elleri kolları kımıldamaz oldu." (sayfa 7) Kadınlar erkeklerin ardından gelen, sanki ayakları prangalanmış gibi çok yavaş yürüyen, ayakları çıplak bir şekilde erkeklerin önüne çömelme eylemi gösteren bir köle kimliği ile bize yansıtılmaktadır. Sevim Burak mekanizmanın kadına dayattığı bu role bu şekilde gönderme yapmaktadır. İkinci Öykümüz: Pencere Bu öyküde dilin kullanımı ve dil kurallarının tehdit edilmesi bakımından ilk öyküye göre daha üst düzeydedir. Öykünün kahramanları : anlatıcı kadın ve izlediği karşı evde intihar etmek üzere olan başka bir kadın. İki ayrı kişi var gibi gözükse de öykünün tümüne yayılan iç yansımalar bize bu iki kişinin özdeş olduğu konusunda ipucu vermektedir. "iki gündür karşı apartmandaki kadının intihar etmesini bekliyorum. Belki de etmez; Ne düşündüğünü bilmiyorum onun. Gizli kapaklı bir amacı olabilir. İki gün oldu tam ... İkimiz de iyi degiliz. Kendini kaldırıp atmak için ufak bir işaretçik bekliyor benden; Benim elimden çıkmış bir insanmışçasına istediklerimi yapıyor; buna karşılık onun ölümünü göreyim istiyor. Oysa kırmızı güllü perdemin ardında, hiçbir şeyi yönetimiyorum, içimden kadının işine karışmak gelmiyor. Önlemek Kurtarmak İstemiyorum..." İçsel sorgulamalarla geçen bu hikaye kısa ama çarpıcı bir hikayedir. (Pencere hikayesinin bana hatırlattığı bir film oldu bacağı kırılan bir adamın evinin penceresinden komşularının pencerelerini gözleyerek çözdüğü bir cinyati ele alan bir film Alfred Hitchcock'un Arka Pencere filmi başarılı bir yapımdır.) Üçüncü hikaye: Yanık Saraylar "Bu öykü ceşitli okumalara açık bir yapı göstermektedir. Bir yandan kadının toplum içinde var oluş sürecini irdeleyen öykü, diğer yandan değişen kültürel düzen içinde kaybolan insanların durumlarını gözler önüne sürmektedir." Yaşama Teğelli Öyküler, Seher Özkök sayfa, 59) Bu öykünün kahramanı Sevim Burak'ın ablasının arkadaşı Nebahat Hanım'dır. Nebahat Hanım Burak'ın öykülerini daktilo ile temize çeken kişidir. Öykü oluşturma sürecini çok sancılı geçiren Sevim Burak'ın kesip yapıştırdığı parçalardan oluşan, evinin perdelerine asıp parçaların yerini daima değiştirerek oluşturduğu üretim sürecinin montajında yer alan Nebahat Hanım'ı gerçekliğinden kopararak onu eserinde yeniden biçimlendirip bir nevi ödüllendirmiştir. "Dudaklarında acı bir Gülümseme Uğraş düzeninin aynalarında kendine baktı Gerçekten O, KENDİSİ... Hiç değişmemiş YİRMİ YILIN DAKTİLOSU İstemli insanların soyundan Karanlıkta kalmış kadın yüzü Boyasız Sevgisiz Ölümsüz." Sevim Burak'ın bu öyküde belirtmekte olduğu "Uğraş Düzeni" toplumsal düzeni ifade etmektedir. Uğraş düzeninin aynası onun toplum içindeki konumunu yansıtmaktadır ve kişi toplumun içinde var olan yirmi yıllık bir daktilo hayatına rağmen değişmemiş düzende yeri olmasına rağmen düzenin değiştiremediği bir kişiyi ifade ediyor bize uğraş düzeninin aynasındaki yansıma. Bu kadın aynı zamanda; "Boyasız, sevisiz, ölümsüz"dür. Makyaj kullamamakta ve bu durumla beraber uğraş düzeninde var olan "obje" olma konumundan sıyrılmayı istemektedir. Toplumun içinde istenilen kadın profilini çizmedigi için "sevisiz"dir. Erkekler tarafından ona sevgi gösterilmez yalnızlığa itilir. Bu yalnızlık ise onu "ölümsüz" kılacaktır. Çünkü toplumun yüklemiş olduğu cinsiyet rolüne kapılmayarak toplumun belirlediği kalıpların dışındadır. Topluma ait olunca toplum kişiyi doğurmakta ve zamanı geldiğinde ise öldürmektedir.. -Kendi ismiyle yaşama katıldığı gün SİMSİYAH DAKTİLO ÖNLÜĞÜNÜ üstüne giydiği dakikayı - aynalarda ki hüzünlü görüntüsünü - sanki derinlere gömülü ANILARINI belirtiyormuş gibi acı gülümsemesini - Ona ESRARLI bir güzellik veren BAKİRE BİR KIZ OLUŞUNU- ŞEREFİNİ - NAMUSUNU - yitirmeden yaşamasının kendi kendisinin ve başkalarının üstünde bıraktığı ESRARLI HAYRANLIĞI - ESRARLI HAYATINI - DÜŞÜNDÜ..." Yanık Saraylar, sayfa 28 Bu parçada da uğraş düzeninin dayattığı ahlak, namus görüşlerine değinmekle beraber daktilo önlüğünü giymeye başladığı anları hatirlaması onun uğraş düzeninin içinde ne kadar var olmak istemese de bekareti konusunda toplumda var olan "Esrarlı hayranlığı" dile getirerek toplumun dayattığı kadın profilini ön plana almaktadır. Parçalar üzerinden yorumlar ile oluyor incelemem çünkü bir bütünlük söz konusu olmamakla beraber parçalar dahi daha ufak parçalar halinde anlamlar ifade etmektedir. Dördüncü Öykü : Büyük Kuş Kentte kaybolmuş bir kadının, kentin kollarında onun tarafından öldürülmesini anlatan bir öyküdür. Bu öyküde kadınlığı, kimliği, yersizliği sorgular yazar. Beşinci Öykü: Ah Yarab Yehova Öykünün büyük bir bölümü yoksul, asker kaçağı olan Bilal Bey'in günlüğünden oluşmaktadır. Bu günlüğün içeriğinde Yahudi sevgilisi Zembul ve ailesi ile Bilal'in yakın çevresi yer almaktadır. Öykünün girişinde Tevrat'tan esintiler içeren şiirsel ifadeler yer almaktadır. Bu öyküde Yahudi kimliğini serpiştiren Sevim Burak, Yahudiliğin günahkarlara verilen en büyük iki cezasından birini de öykünün sonuna bağlayacaktır. Dil kullanımı konusunda diğer öykülerden daha sade bir öyküdür düzyazı kurallarını yıkmayan, normal sınırları koruyan bir dil kullanımı vardır. Altıncı öykü: İki Şarkı (Ölüm Saati) Kitabın en kısa öyküsüdür. Bir iç hesaplaşmadan oluşur bu öykü. Saati öğrenmeye çalışan bir kadınla saati net olarak söylemeyen bir adamın diyaloğu ile başlar öykü. Sonra kadının bir tren yolculuğuna çıkmak üzere olduğunu ifade eder bize yazar. Ama bu yolculuğa çıkabilmek için zaman kavramını anlamdırabilmesi gereken kadının zamanı algılayamaması ve eril düzen tarafından zamanın dışına atılmış olan kadının ulaşmayı amaçladığı o kurtuluş trenini yakalayabilmesi mümkün olabilir mi? Mübeccel İzmirli ile olan bir röportajında hikaye üretme sürecinin şöyle aktarır bize: "Kendi yaşamımın ve başkalarının yaşamlarının dışında, bir düş ve imge karmaşığı ortasında yazabiliyorum. Yaşam'ı yaşam'dan keserek (bilinçle) bağlarımı kopararak yazabiliyorum. Hikayelerimin temellerini dünya görüşümün üstüne kurmuyorum. Hikayelerimin temellerini, kendi benliğimin altında kazıyorum. Hikaye yazarak, kendimde, ikinci bir yaşam'ın biçimini bulmaya çalışıyor, baş aşağı ve dikine inerek kendime saplanıyorum..." Baş aşağı ve dikine inerek kendine saplanan bir yazarı okuma sürecinde beş kitabı ve iki inceleme kitabını geride bıraktım, kendi içinde yarattığı düşsel dünya ve keşfe çıktığı ikinci yaşamında yazarın kendi kendinden elde ettiği özü bulmayı hedef edinmedim sadece hikayelerinin akışına onun gibi kendimi kaptırıp baş aşağı ve dikine kendime saplanma hedefine ulaşmayı amaçladım.
Yanık Saraylar
7.6/10 · 495 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.