Şu da vardı, her şey, devrimci bilinç bile meta durumuna getiriliyordu. Satışa çıkarılıyordu. Silah fabrikatörlerinin kârı oluyordu bilinç. Ürpertiyordu gerçekler adamı. Ve bu gerçekler ortaya dökülmüyordu. Çelişkilerin sarsıcı gerekliliğine alıştırılmıyordu insan.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Ama sevmeyi istiyordu. Kendini kandırmadan, karşısındakini de kandırmadan sevmek. O vakit bu düzende aşkın olmazlığı yaralıyordu onu. O yara içinde taşınıyor, bir elmas parçası gibi patlatıyordu içini, kesici bir elmas taş gibi.
Bu kitaba Marcel Proust'un büyülü satırlarını özlediğim bir anda başlamaya karar verdim. Kayıp Zamanın izinde serisini okuyanlar bilirler, insan Proust'un satırlarını zaman zaman çok, zaman zaman az ama hep özler.
Mansieur Proust'a başlayınca bu özlemi gideririm zannettim ve bu nedenle benim için hayal kırıklığı oldu. Çünkü kitabı yazan elbette bir başkası. Anlatılan her ne kadar Proust olsa da onun satırlarını özleyen biri için bence doğru tercih değil .
Kitabın dili gayet akıcı ve sıkılmadan okunuyor. Ben zaten bu tarz metinleri sevdiğim için zorluk yaşamadım. Yalnızca Celeste Albaret'in sıklıkla kendisini övmesi beni rahatsız etti. Evet Proust'u anlatıyor, onun hassas ve titiz yanlarına varana kadar birçok bilgi paylaşıyor ama kendini övdüğü satırlar bence hem gereksiz hem de çok fazlaydı.
Herkese keyifli okumalar dilerim.