Anılar bir iz beynimizde vücudumuzda. Hafızamız ise belli çağrışımlar belli anılar bazı acılar üzerine kuruludur. Zaman ve mekandan azade bir gerçeklik yaratır suya batmış etrafı kalın bir kemik kafesle çevrili beynimiz. Bu gerçeklik bizim dünyamızdır ve biriciktir. Yani belli noktalarda benzer çıkarımla kurulmuş bir ortak hafızamız vardır ama tüm diğer yaşananlar ve bu yaşananlardan çıkardığımız sonuçlar biriciktir bize özeldir. “İstisnasız herkes, kendi usulünce, kendi kanaati ya da aidiyetine göre, geçmişe, ortak zamana ait unutmak istediği bütün olayları yüz hatlarında taşımaya devam ediyor, başkalarına unutturmak istedikleri olayları ise tek tek, yapay ifadelerle değişen yüz hatlarının ardına gizliyor.” Anılarınızda yer alan tüm unsurlar içinde en özel olanı anılarınızdaki insanlardır. Bu insanların sıfatları ne olursa olsun geçmişinizin parçasıdır ve bu parçalar anınızın değişik versiyonlarını içlerinde taşırlar.
Peter Nadas bu uzun destansı başyapıtında anılar üzerinden savaş sonrası Doğu Almanya ve daha özel anlamda sınırları giderek belirsizleşen insan ilişkileri ve kimlikleri üzerinde duruyor. Bir Avrupalı yazar olması nedeniyle Macar olmasına rağmen tüm Avrupa’nın savaş sonrası halini yaşadığı dönemin sanat dünyasını insan iklimini anlatıyor bu uzun ve akıcı eserde. Bu kadar hacimli olması korkutmasın gözünüzü müthiş bir dil ve anlatımla tüm demek istediklerini söylüyor. Bir labirente dalmak müthiş heyecanlı elbette ama:”Başladığın yere dönebilesin diye geride bıraktığın patikaların sapaklarını, dönemeçlerini, engellerini ve çataklarının ardında bıraktığın, korkudan bitkilere insan suratları, yol işaretiymiş gibi baktığın, karşılığında da geri dönmeni sağlarlar diye içlerinde biçim, hikaye ve karakterler aradığın sürece henüz tam olarak burada değilsin.”