Yüzü tıpkı eskisi gibiydi. O zamanki elbiselerini giyiyordu. Saçı o zamanki saçıydı. Tabii ki beni de vardı. Yani, yirmi yıl önce onu gördüğüm günden beri biraz olsun değişmemiş on iki, on üçlük kızdı. Ben o kıza 'Siz hiç değişmemişsiniz, dediğimde, kız bana, 'Siz çok yaşlanmışsınız,' dedi. Sonra ben, 'Siz nasıl da böyle değişmeden kalabildiniz?' diye sordum. 'En çok bu yüzümün yılını, bu elbisemin ayını, bu saçımın gününü seviyorum, o yüzden böyleyim,' dedi. "O yıl ve o ay, hangi yıl ve hangi ay?' diye sorduğumda 'Yirmi yıl öncesi, sizi gördüğüm gün,' dedi. 'O halde ben neden böyle yaşlandım acaba,' diye kendi kendime hayret ettim. Ve kız bana sebebini açıkladı: 'Siz, o zamandan daha güzel bir yöne gitmek istediniz de ondan,' dedi. Ben o zaman kıza 'Siz resimsiniz,' dedim. Kız da bana 'Siz şiirsiniz,' dedi."