Eğer ölümden sonra adalet sağlanacaksa Dünya içerisinde adaleti sağlamanın bir anlamı olmaz, zira ne kadar sağlarsanız sağlayın bu durumda mutlak bir adalete ulaşamamış olursunuz; mutlak adalet ölümden sonra gerçekleşecektir.
Hırsızlık mı yaşanmıştır? Nasıl olsa bunu yapan cehennemde cezalandırılacaktır. Biri adam mı öldürmüştür? Boş verin, nasıl olsa Tanrı onun cezasını ölümden sonra karşılayacaktır.
Din adamlarının ölümden sonra vaat ettiği adaletin Dünyada sağlanabilmesi için temel şart din adamlarının vaat ettiği ütopyayı insanlığın elinin tersiyle itmesidir.
Peki ya ateistler de "Tanrının olmadığına" inanmaz mı? Bu açıdan bakılırsa ateizm de inanç değil midir?
(...)
Eğer inancın tanımı bu ise ateizm "Tanrının olmadığına duyulan inanç" değil; "Tanrının varlığına inançsızlık" olacaktır.
(...)
Bu durumda ateizme inanç demek; pul toplamamaya hobi, sigara içmemeye alışkanlık, televizyonun kapalı olma durumuna televizyon kanalı, kel olma durumuna saç şekli demeye benzer.
Bir inançlı gerçekten öldükten sonra sevdikleriyle beraber sonsuza kadar yaşayabileceğini ve müthiş güzelliklere sahip olacağını düşünüyorsa bu yakarmanın anlamı nedir? Neden bir inançlı ölümden sonra yaşam ister de ölmek istemez? Bu durumda bir ateistin "eğer ölümden sonra yaşama gerçekten inansaydın yaşamak için bu kadar dua etmezdin, aslında inanmıyorsun. Düşen bir uçakta çok sevdiği cennete gitmek isteyen inançlı bulunmaz" demesinin önü açılmış olur.
Pozitif Ateizm: Tanrının yokluğuna kanıtlar vardır, varlığına dair her delil ya tutarsızdır ya geçersizdir ya da alternatife sahiptir. Bu sebeple Tanrı kesinlikle yoktur.
Negatif Ateizm: Tanrının yokluğuna kanıt getirilemez. Fakat varlığına dair kanıt da yoktur. Tanrı gereksiz bir açıklamadır bu sebeple inanmamak rasyoneldir.