Kur'an'da 7. yüzyıl dünyasında bilinemeyecek şeylerin hiçbiri yazmamaktadır. İslam peygamberi sanıldığı gibi, okuma yazma bilmeyen, dönemin görüşlerinden bihaber biri değildir. Kendisi kültürel etkileşimin yoğun olduğu bir meslek yapmıştır ve dönemin görüşlerini Kur'an'a aktarmıştır. O dönemlerde zaten bilinen şeylerin Kur'an'da yazması ve aktarılan görüşün doğru olması Kur'an'ı ilahi yapmaz. Kur'an'dan mucize çıkarılacaksa, bahsi geçen bulgunun o dönemde asla bilinemeyeceği de gösterilmelidir.
Hem ölüm ve yok olma korkusu hem de adalet arzusu insanları dinde tutmuştur. Bu sebeple sorgulama ihtiyacı hissetmemişlerdir; var olan teselliyi sorguyla yok etmek insanlara anlamsız görünür. Bu sebeple hâlâ inanan kişi sayısı bu kadar fazladır.
Onlara göre bir ateistin yaşamı sonunda hiçliğe
gidecekse hiçbir anlam ifade etmiyordu. Fakat ateist bakış açısından bakan biri için ölümden sonra bu yaşananların unutulacağının şu an bir önemi olmamasından kaynaklanarak bu yaşantıların anlamsız kılınamayacağı savunulabilir. "Yaşanılan anın anlamı" olmasından dolayı, yaşam küçük anlamlar birikintisidir. Böyle bir yaşam anlamsız değildir.
Gerçekte hayatı anlamsızlaştıran teist kesimdir. Gerçekten mutlak bir amaç varsa ve o amaç ölümden sonraki hayata ulaşmaksa, ölümden önceki hayatta yaşananların bir anlamı yok demektir. Sonuçta ölecek ve cennete ulaşacaksanız bu dünyadaki eylemlerin (ibadetler ve Tanrıya inanç dışında) bir anlamı kalmaz.
Gerçek bir teist kalbini sadece ve sadece Tanrıya açmalı, ona ibadet etmelidir. Bu dünyada ibadet dışında yaptıklarımız anlamsızdır. O halde bir teist açısından sadece ibadet etmek yeterliyken başka bir şey yapmaya ihtiyaç yoktur, çünkü sadece ibadet etmek ve Allah'a inanmak anlamlı fiillerdir, diğer eylemler herhangi bir anlam ifade etmez. Teizm üstüne ciddi şekilde düşünen herkes dünyevi zevklerden mahrum kalmaya mahkûmdur.