“Kimi karanlıklar insanın içine doğar… ve insan o karanlıktan hiç çıkamaz.”
Bugün sizlere Rukiye İdeli’den Senin Yüzünden ile geldim
Bazı kitaplar korkutmak için değil, sarsmak için yazılır. Senin Yüzünden tam olarak böyle bir roman. Rukiye İdeli bu kez bize sadece bir hikâye değil, bir zihinsel çöküş ve kendinle yüzleşme deneyimi yaşatıyor…
Ana karakter Yeliz, sıradan bir insan gibi görünse de içinde taşıdığı suçluluk duygusu onu yavaş yavaş ele geçiriyor. Kitap ilerledikçe Yeliz’in gördükleriyle hissettikleri arasındaki çizgi giderek siliniyor. Okur olarak biz de onunla birlikte o çizginin ötesine geçiyoruz. Neyin hayal, neyin gerçek olduğunu anlaşılmaz hale geliyor
Rukiye İdeli’nin anlatım tarzı burada bence müthiş bir fark yaratıyor. Korku sahneleri “bağıran” değil, fısıldayan bir dozda. Yeliz’in zihnindeki karanlık, sessiz ama ürpertici bir şekilde büyüyor. Bazen bir kapı gıcırtısı, bazen aynadaki bir gölgeyle bile sayfadan soğuk bir nefes esiyor sanki.
Ama beni en çok etkileyen şey şu oldu: Yeliz’in yaşadıkları bir “kabus”tan çok, insanın kendi geçmişiyle yüzleşme biçimi gibi. Her “senin yüzünden” cümlesi aslında başkalarına değil, kendine söylenmiş. İdeli, insanın kendi zihnine nasıl düşman olabileceğini öyle incelikli bir dille anlatıyor ki, kitap bittiğinde bile o içsel yankı susmuyor.
Özete Gelirsem
Yeliz, geçmişte yaşadığı büyük bir travmanın ardından sessiz bir hayata çekilmiş genç bir kadındır. Her şey, bir akşam evine döndüğünde kapının arkasında bir şeylerin değişmiş olduğunu hissetmesiyle başlar. Ev aynı evdir, ama atmosfer farklıdır. Geceler uzar, sesler artar, duvarlar nefes alıyor gibidir.
Yeliz gördüğü şeylerin gerçekten olup olmadığından emin değildir. Bir yandan geçmişinde kaybettikleriyle ilgili suçluluk duygusunu bastırmaya çalışırken,