"Kalbinizin derinliklerine işlenen acıyı tek kelime ile nasıl dile getirirsiniz?"
Bu kitabı seneler önce okumuştum ve bugün kitaplığımı düzenlerken karşıma çıkınca bir an için anılarıma gittim, duygulandım ve bu kitap için bir şeyler yazmak istedim.
Böğürtlen kışı, beni Sarah Jio ile tanıştıran ve o zamanlar, üslubunun yalın ve akıcı olması sebebiyle birkac kitabını daha okumama ve bu yazarı çok sevmeme vesile olmuş bir kitap. Belki ilk okuduğum kitabı olduğu için belki de gerçekten beni duygulandıran bir kitap olduğu için en sevdigim kitabı budur.
Böğürtlen kışı, kısa sürede okuyup bitirebileceginiz, okurken sizi yormayan, zaman zaman çok duygulandıran ve bir o kadar da merak uyandıran bir kitap. Yazarin 1933 ve 2013 yılları arasında sık sık geçişler yapması, bizi bir geçmişe birde günümüze getirmesi, karakterlerin yaşamlarını eş zamanlı olarak takip etmemizi sağlaması benim çok hoşuma gitmişti.
Spoiler vermeden biraz kitabın içeriğinden söz etmek gerekirse; ilk olarak hiç beklenmedik bir şekilde 1933 yılının Mayıs ayında yağan kar tam 80 yıl sonra 2013 mayıs ayında tekrar karşımıza çıkıyor. Bilim insanları bu beklenmeyen kar yağışına Böğürtlen Kışı adını veriyorlar. 1933 yılında ana karakterlerden biri olan Vera bir gün isten döndüğünde tek başına büyütmeye çalıştığı oğlunu evde bulamıyor, oğlundan geriye sadece oyuncağı kalıyor. Hikayenin Vera kısmında oğlunu arama çabaları yer alıyor. 2013'e geldiğimizde ise bir diğer karakterimiz olan Claire karşımıza çıkıyor. Muhabir olan Claire, beklenmedik bu kar yağışını araştırmak için araştırmalar yapmaya baslar ve seneler önce oğlunu kaybeden Vera ile ilgili bilgilere ulaşır. Evlat kaybının ne olduğunu çok iyi bilen Claire, Vera'ya ve oğluna ne olduğunu bulmaya çalışır. Ulastigi gerçekler ise can sıkıcıdır.