* Ağaçların, otların, çiçeklerin ruhu var. Yıldızların da ruhu var, gerçi hepsinin değil; bu konuda görüşler farklıdır: bazılarına göre “yıldızlar göllerin gökyüzüne yansımasıdır”, diğerlerine göre yıldızlar “gök kubbedeki delikler -nefeslikler- olup, semavi ışık oradan bize ulaşmaktadır.” Onlara göre “Samanyolu, sadece gökyüzünün dikişidir” (halan sis). (Kolıma bölgesi, 1883). Bazı hikâyelere göre Samanyolu “Tanrının gökyüzünde dolaşarak dünyayı yarattığı zaman orada bıraktığı izlerdir.” (Nam oymağı, 1887).
* Saha yurtasının içi, özellikle geceleri ateşin kızıl alevleriyle aydınlatılmış olduğunda, benim üzerimde biraz fantastik bir etki yapmaktaydı. Eğimli duvarları olan evlere kıyasla, yurtada çok fazla gölge oluşur. Yurtanın dikey konumdaki kütüklerden oluşan kenarları, koyulaşmış çatı oluklarının etkisiyle çizgiliymiş gibi görünmekte, köşelerdeki direkler ve yere doğru yumuşakça bir eğimi olan kalaslar yüzünden bir tür Doğu çadırına benzemektedir. Yalnız hafif Doğu kumaşları yerine burada (şartların etkisiyle) açık sarı renkli melez ağacı kütükleri kullanılmaktadır. Çadır sarayların (otağların) mucidi olan Osmanlılarla akraba oluşları boşuna değil; eski vatanlarında çadır şehirlerin olduğunu söylemeleri de bir tesadüf olmasa gerek.
… başka bir şeyi Allah (c.c.) gibi sevmek nasıl insanı muhabbet müşriği ederse, başka bir şeyden Allah (c.c.) gibi korkmak da insanı havf müşriği edebilir. İşte buralar vesvesenin temelleridir.