Selda kendini düşündü, benim neyim var hayatta? Hiçbir şeyi yoktu. Kalbini yokladı, kimi sevdim? Boş buldu içini. Boş, çorak, ıssız. Harabe bile yoktu içinde. Sevmekten korkmuştu. Bu da bir tür tembellik işte.
Anılar dayanıksızdı. Zamanla unutulabiliyor,yeniler eskileri unutturuyordu, bu kötü bir şey değildi. Ama arada bir özlemle hatırladığı ve niye özlem duyduğunu pek de düşünmediği bu eski aşk, kahramanının yeni rolü yüzünden acı bir hikayeye dönüşmüştü artık.
Geleceğinin böyle bir şehre yazgılı olmasından korkuyordu. Geç kalmaktan,hayatın onu dar alanlara getirip bırakmasından, o büyük ve inanılmaz tembelliğe teslim etmesinden çok korkuyordu.
Yeni bir iman öneren kişi zulme uğrar, kendi de zalimleşinceye kadar: Doğrular, polisle çelişkiye düşülerek başlar ve polise daya- nılarak biter; zira adına acı çekilmiş her saçmalık, yasallığa dönü- şerek yozlaşır; tıpkı her şehidin sonunun yasa bentlerine, takvimin yavanlıklarına ya da sokak isimlerine varması gibi...