Babam omuzlarında tonlarca geçmiş taşıyan bir Atlas’tı. Şimdi, o aramızdan ayrılınca, tüm o geçmişin çatırdayarak üzerime usulca yıkıldığını, beni tüm öğleden sonralarının arasına gömdüğünü hissediyorum. Çocukluğun sessizce yıkılıp dağılan öğle sonraları. Ve yardım için çağıracağım kimsem yok.
Ölüme karşı bambaşka, daha aydınlık bir bakış açısının örneği olarak, ailesinin ölüm haberini verdiği mektubu saklıyorum.
“Bir araya gelip onun olağanüstü yaşamını kutlayalım.”
Ölümü değil, hayatı kutlamak.
Sadece çocukluk ve ölüm vardır, derdi Gaustin.
Ölümden söz etmemek için çocukluktan söz ediyorum. Sadece orada, çocukluğumuzda fiilen ölümsüzüz. Çoğu durumda.
Acı,içimi yakan acı, ah ciğerimi dağlayan acı…
Bir Bulgar şairin, Aleksandır Gerov’un yazdığı en kısa şiir.
İşte acının tüm aşamaları- ilk hissedildiği andan, tahammül derecesini aştığı ana, ona yalvarma, onu yatıştırma, ondan merhamet dileme girişimine kadar…
“Elimizde en azından, anne babamızın ölümünü yalnızca bir kez yaşadığımıza dair tesellimiz kalıyor. Kendi ölümümüzden söz etmeye bile gerek yok. Onu bir kez bile yaşamayacağız.”