Acıdım, çünkü sadece Lucien değil, Alis de ona yalan söylemişti. Benim acı çektiğimi gören ve onu bu gerçekten korumaya çalışan başka kaç kişi vardı?
Benim acı çektiğimi gören ama bana yardım etmeyi düşünmeyen?
Beni birçok tehlikeden kurtaran arkadaşım.
Kırılıp yorgun düşmüş ruhumu iyileştiren sevgilim.
Yaşanan tüm aksiliklere rağmen beni beklemekten umudunu kesmeyen eşim.
“Benimle... dans eder misin?” diye fısıldadım.
“Elbette seninle dans ederim,” dedi. Sesi hâlâ titriyordu. “Hem
de sabaha kadar. Yeter ki iste.”
“Ayağına bassam bile mi?”
“Bassan bile."
Yüzündeki gülümseme kayboldu. Dudaklarını hafifçe aralayıp “Bir daha dene,” diye fısıldadığında kafama dank etti.
Ona şimdiye kadar hiç gülümsememiştim. Hem de hiç. Ya da gülmemiştim. Dağın Altı’nda hiç sırıtmamış, hiç kıkırdamamıştım. Ve sonrasında...
Sonrasında bile, benim için yaptığı onca şeye rağmen, karşımda duran bu adama... arkadaşıma... bir kez bile gülümsememiştim. Az önce bile yaptığım söylenemezdi - üstelik yeniden... yeniden... resim yapmış olduğum halde. Onun tenine. Onun için.
Resim yapmıştım... yeniden.
Ona gülümsedim - geniş geniş, kendimi kasmadan.