Anadolu'nun ücra köşesindeki bir köye entelektüel bir eski asker gelir. 1920'li yılların başında İstanbul'daki kargaşadan kaçmış bu adam köyde çok zorluk çekecektir. Ahmet Celal bu insanların arasında ne gibi sorunlar yaşayacak? Anadolu köylülerin sefil hayatı nasıl? Kitabın başında bu olayların yazılı olduğu bir not defteri bulunduğu söyleniyor. Kitaptaki karakter ilk başta yakacağını söylüyor ama gelişen olaylar yüzünden yakmaktan vazgeçiyor. 1920'li yılların sefaletini, açlığını, umutsuzluğunu ve ne durumlar neticesinde savaşları kazandığımızı göreceksiniz. Ülkenin değerini anlamak için ideal bir kitap. Kitabı anlatamıyorum çünkü sonunda gözyaşlarımı tutamadım. Kitap beni çok etkiledi. Paragraflarca anlatmak istiyorum ama olmuyor, lütfen okuyunnn. Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun Ankara isimli kitabında ise köylüleri bu duruma düşüren Aydın kesmi eleştiriyor.
Okul bize gerçekten bir şey katıyor mu? Yoksa boş zaman ve ekonomik bir kayıp olarak mı görmemiz gerekiyor? Aile, sokak, internet ve arkadaşlarımızdan hayatı öğreniyoruz ve okul bize sadece kalıplaşmış ritüeller verdiğini söylüyor Ivan. Eşitlikçi bir eğitim için milyarlarca doların gerektiğini söyleyen Ivan, zengin ve fakirin aynı eğitimi almadığını da vurgu yapıyor. Okulsuz toplumdan çok, okulun eksi yönlerini dile getirip, okulsuz toplumun ütopya hayalinden ibaret olmadığını söylüyor. Okulun sadece statü koyucu olduğunu hepimiz biliyoruz. Ben şimdi araştırmalar yapıyorum, makale yazmaya çalışıyorum. Neden şimdi itibar etmiyorlar ve 6 sene okuduktan sonra sırf statü kazandım diye herkes beni görecek? Belki ego olarak karşılanır bilmiyorum ama derse gelip peşkeş çeken hocalardan daha iyi ders anlatacak tanıdıklarım ve şahsım var yani...