Oyun, çocuğu yetişkin yaşamın etkilerine hazırlar, toplumsallaşma süreci için gerekli ortamı sağlar.
Çocukluk dönemindeki oyunlar, yetişkin insanın günlük etkinliklerinden zevk alabilmesine , bunları benliğine mal ederek be gönlünü vererek yapabilmesine zemin hazırlar ; yaşam sevincinin geliştirilmesine katkıda bulunur. Bundan yoksun kalan kişi , yaşam etkinliklerini kendisine verilmiş bir görev gibi yerine getirir, davranışları yaratıcılıktan yoksundur.
Birçok ana - baba, çocuklarını ne denli sevdiklerini sık sık dile getirirler. Ancak, çocuğun sevgi ihtiyacı sözcüklerle karşılanmaz.Bir insanı sevmek, onun gerçeklerini anlamaya çalışmayı da içerir.
Çocuk kendini tek başına yönetebilme yeteneğine sahip değildir. Neyi yapabileceği ya da yapamayacağı konusunda eğitilmesi gerekir. Bu eğitim çocuğa, içinde bulunduğu gelişim dönemine uygun bazı haklar tanımak ve çocuk kendisine konulan sınırı aştığında onu geçici olarak bu haklardan yoksun bırakmak yoluyla gerçekleştirilir. Haklardan yoksun bırakılma çocuk için ana -babanın sevgisini yitirme anlamına gelir. Çocuğun sınırlı dünyasının tek dayanağı ve anlamı, ana babasının sevgisidir. Bu sevgiyi yitirmemek için gösterdiği çaba sayesinde giderek kendi kendisini yönetmeyi öğrenir. Ama çocuğa verilen bir şey yoksa, yitirecek bir bir şeyi de yoktur . Kimi çocuk , verilmeyen sevgiyi günün birinde alabileceği umudunu yine de sürdürür, tüm gücüyle ana- babasına kabul ettirebilmek için çabalar ve kendini geliştiremez. Kiminin ise hiç umudu yoktur. Ana -babanın beklentilerine ve değerlerine karşıt düşen davranışlara başvurarak onları protesto eder ve hiç olmazsa bu yoldan onların ilgisini çekmeye çalışır.
Bir kadının anne olduğu zaman göstereceği davranışlar, yaşamının ilk yıllarında kendi annesiyle olan ilişkileri tarafından etkilenir . Gerçek anne sevgisinden yoksun kalmış kişiler, yetişkin yaşamda genellikle katı ve hırçın olurlar. Dolayısıyla böyle bir insanın dünyasına sıcak annelik duygularını yerleştirebilmek oldukça güçtür.
Aslında, çocuklar sezgileri aracılığıyla çevrelerinde olagelen her şeyi fark ederler, ama özellikle kendine acı veren durumları derhal bilinçaltına iterler. Sezgi yoluyla algılama yetişkinlerde de vardır, ama çoğu insanda bu, düşünce ve duygular tarafından örtülür. Çoğu kez bir insana ya da duruma ilişkin ilk izlenimlerimiz, birkaç saniye de sürse, yerinde ve doğrudur.