Dolayısıyla, suçluluk duygularına gömülmek, aslında kendimize karşı işlenmekte olan varoluşsalbie suçtur.Sevilebilmek için kendimizi ortadan sildiğimizde, kendimizi ve başkalarını sevebilmemizin yolu da daralıyor, sevilmek için uğraşırken sevmekten uzaklaşıyoruz. Kendimizden vazgeçme sonucu biriken düşmanca duygular,yaşanmakta olan ikiyüzlülüğü daha da pekiştirerek kısır bir döngüye dönüşme eğilimi gösterir .farkina varmadan yarattığımız kısır donguler , hangi içerikte olursa olsunlar uyusturucu niteliğindedirler, benliğimize egemen olduklarında hayata kişi duraksar , yıllar geçip giderken aynı döngünün içinde tekrarlanıp durulur, çoğu kez farkına varılmadan.
Entelekt ve mantık da bazı durumlarda insanın gölgesinden uzaklaşmasına neden olabiliyor; hayatiyetin yerini alan kasvetiyle. Gölgesiyle barışık insanlar daima daha çok aranirlar, yaptıklar sacmaliklar yadırgansa bile.
Gölge, yani ruhumuzun öteki yüzü, bilinçli zihnin diğer karanlık kardeşidir… Ruhumuzun ikizini taşıyan hayalet… Gölge bilinçli ve bilinçdışı zihnin arasındaki eşikte bekler ve rüyalarımızda onunla, kardeş, dost, hayvan, canavar, düşman, rehber olarak karşılaşırız. O, bilinçli benliğimize kabul etmek istemediğimiz ve kabul edemediğimiz her şeydir; içimizdeki, bastırılmış, yadsınmış ya da kullanılmayan tüm özellikler ve eğilimlerdir.
Kaos gözlemleri göstermiştir ki aynı şeyin iki kere tekrarına asla rastlanmamıştır ve tekrarlananlar hiçbir zaman birbirinin tümüyle aynı değildir. Benzer şekiller ortaya çıkabilir, ancak sonraki şekillerde öncekilere oranla birtakım değişmeler görülür.
“ Günümüzde bilgi artık mekanik olmayan bir gerçekliğe doğru yol almaktadır; bunun sonucu olarak evren de artık büyük bir makineden çok, büyük bir düşünceyi andırmaktadır. “