Karşımdakilerin, dünyanın doğurduğu insanların çok küçük bir kısmının çok küçük bir kısmı olduğunu kavrayınca başım döndü. Bu kadar çeşitlilik, zihinlerin ve yüzlerin bu derece sonsuz farklılığı nasıl sürüp gidebilirdi? Dünya çıldırmamış mıydı bu yüzden?
Bir martı var, adı Jonathan. O diğer martılardan biraz farklı çünkü hayalleri var. Diğerleri gibi sabahtan akşama kadar balıkla kuru ekmek peşinde değil. Hedefi, en iyi nasıl uçabilirim; en yükseğe nasıl çıkabilirim derdinde. Diğer martılara göre Jonathan normal değil. Onlara göre martı olmak; sıradan olmak, yemek peşinde koşmak, güç gösterisi için dövüşmekten ibaret. Jonathan ise kimseye kulak asmadan hayallerinin peşinden gidiyor; mükemmel uçmayı başarıyor. Daha sonraları kendisi gibi uçabilen martılarla tanışıp farklı bir dünyaya gidiyor. Burada çok mutlu oluyor. Fakat Jonathan'ın amacı sadece kendi dünyasını güzelleştirmekten ibaret değil, bilakis kendi dünyasındaki martıların da sınırlarını aşıp içlerinde var olan gücü farketmelerini istiyor. Bakalım bunu başarabilecek mi?