Kendinle temasın bir anlığına bozulur. Dünya sana fazla gelir, sen kendine az gelirsin. Gerçeklik seni çağırır ama sen o çağrıya hazır değilsindir. Ve bu kırılma üç düzlemde belirir:
1. Varoluşsal acı, insanın kendisine doğduğu andır.
2. İlişkisel acı, insanın kendini başkasında aramasından doğar.
3. Beden-Hafıza acısı, Acının en sessiz ama en güçlü biçimi. Geçmiş bir deneyimin bugün beden aracılığıyla konuşmasıdır. Bu acı, insanın geçmişle bugünü karıştırdığı yerde parlar.
Acı, insanın kendisiyle kurduğu ilişkinin bir anlığına “taşmasıdır.”
Taşmanın nedeni ise değişir:
• Gerçeklik fazla gelir → taşarsın.
• İçindeki ihtiyaç fazla gelir → taşarsın.
• Umut ve arzu fazla gelir → taşarsın.
• Geçmiş geri döner → taşarsın.
Ama her taşma, bir şeyi öğretir: Acı, insanın büyüdüğü yerdir. Çünkü acı bir kusur değil, bir eşiğin işaretidir. İnsan o eşiği geçtiği anda dönüşür.