Her Papalaginin bir meslegi vardir.Bunun ne olduğunu anlatmak pek kolay değil. Aslnda çok istenmesi gereken, ama hiç istenmeyen bir sey gibi. Bir meslek sahibi olmak sürekli aynı şeyi yapmak demektir.Hem o kadar çok yapmak ki, artık kapalı gözle bile hic
zorlanmadan yapabilesin. Mesela ellerimle kulübe yapmaktan, hasır örmekten başka hiçbir şey yapmasam, kulübe yapmak ve hasır örmek benim meslegim olurdu..
..yalnızca tek bir sey yapabilmenin büyük bir eksikliği ve tehlikesi vardır. Çünkü herkes günün birinde kanosunu lagünde yüzdürmek zorunda kalabilir
Büyük Ruh, agaçtan meyve koparabilelim, kulkas kökünü bataklıktan çekip alabilelim diye verdi bu elleri bize. Bedenimizi bütün düşmanlara karşı koruyabilelim, dans ederken, oynarken, bütün güzel şeyleri
yaparken kullanalım diye. Herhalde, yalnızca kulübe
yapalım, meyve toplayalım ya da kök sökelim diye değil Ellerimiz bizim hem hizmetkârımız hem de savaşçımızdur. Her zaman ve her durumda.
Papalagi, yuvarlak metali ve ağır kâğıdı sever. Katledilmiş meyvelerin suyunu, domuz, sığır gibi korkunç hayvanların etini midesine indirmeyi sever. Ama
hepsinden çok sevdiği bir şey vardır ki, bunu elle tutmak
mümkün değil: Zaman! Bu yüzden dünyanın patırtısın
kopartır, saçma sapan konuşur durur. Güneşin dogusuyla batıșı arasında kullanmadığı hiçbir zaman kalmasa yine de yetmez Papalagiye
Zaman, Papalagiyi memnun edemez bir türlü. Büyük Ruha yakınır da yakınır, daha fazlasını vermedi diye...