“Sorunum gerçekte herneyse, onun düzeltilmesini istemiyordum. İçimdeki küçük sırların hiçbiri su yüzüne çıkmak ve mitlerle, çocukluğumla veya kimyasal reaksiyonlarla açıklanmak istemiyordu. Geriye hiçbir şey kalmayacağından korkuyordum.”
Kitap, tüketim gerçekliğiyle çarpıcı bir yüzleşmeye aracı oluyor. Doyumsuzluğun portresini çizerken yozlaşmışlığın çürümeye evrildiği sürece temas ederek kendi tüketim açlığımızla hesaplaşmamızı sağlıyor. Bu nedenle dönem dönem yeniden okunması muhtemel uzun yol arkadaşı olmaya aday bir kitap.