Ben zannediyordum ki ömürlerimizin teknesini istediğimiz sahile götürmek için yalnız onun dümenini ele almak kâfidir. Şimdi anlıyorum ki değilmiş. Yollar görünmez kayalarla doluymuş. Onlara çarpmamak lazımmış. Daha fenası gizli cereyanlar varmış ki insan onlara kapıldığı zaman yolun değiştiğini, gittikçe uzaklaştığını fark edemezmiş. Tâ ki kendisini başka sahillere düşmüş görünceye kadar.
Ben aşkı şiirlerde, romanlarda olduğu gibi bir parlak yaz gecesinin mehtabında başlayıp sabahında biten bir rüya addedenlerden değildim. Benim için sevmek bir başka insanın vücudundan, ruhundan bir parça hükmüne girmek, onun la beraber gülüp ağlamak, ıstıraplarını paylaşmak demekti.
"Ne kötüdür insanın aklıyla yüreği arasında çaresiz kalması...
Ne kötüdür an kadar yakın,
Bir asır kadar uzak olması...
Ve bilir misin ne acıdır insanın bildiğini anlatamaması.
"Ben" deyip susması,
"Sen" deyip ağlamaklı kalması..