Kitapları okurken sempati çok yapıyorum ama bu romanda belki biraz aşırıya kaçmış olabilirim. Celile hanım- Nazım Hikmet'in annesi- millî mücadele ve Cumhuriyet'in kuruluşu döneminde insanların fizyolojik ihtiyaçlarının derdine düştüğü vatan için insanların canlarını hiçe saydığı bir dönemde yaşamış;bu dönemde aşk acısına yenik düşüp (Yahya Kemal Beyatlı ile ilişkisinde terkedilmiş) yurtdışına çıkmış.. dedesi Polonya kökenli, zengin bir ailenin kızı.. ülke yaşam ve kurtuluş mücadelesi verirken sanattan,resimden bahsedilmesi ; Celile hanımın bu çerçeve içinde ilgisiz bir tutum içinde ülkedeki gelişmelerden laleten haberdar olunup "sahiplenici"davranmamasi hoşuma gitmedi. Ama ilerleyen süreçte Nazım Hikmet sebebiyle çektiği sıkıntıları , yaşlı halinde oğlunu cezaevinden çıkarmak için verdiği mücadelesi için gerçekten üzüldüm. İnsanın tek bir sorumluluğu yok ..birden fazla sorumluluğu var. Bizi seven bize değer veren bizi düşünenlere karşı da sorumluluğumuz var. Onları üzmeye müşküle sokmaya hakkımız yok. Düşüncemiz fikrimiz ne olursa olsun.. Nazım doğru ya da yanlış fikirlerinin arkasından gitti .. bir ömür boyu..bu onun ömrüne mal oldu.. ama sadece kendisinin değil annesini de harap bitap bir ömre mahkum etti. Kendisini 13 yıl mahkûmiyet hayatınin bir kısmında bekleyen Piraye'ye de Münevver'e aşık oldum diyerek yazık etti. Aşktan öte sevgiden de öte şeyler vardı hayatta sadakat gibi..
Sadakat deyince yine anladım ki Yahya Kemal'in lugatinde yokmuş sadakat kelimesi.. korkularına vehimlerine yenik düştü şairin sevdası.. sadık kalamadı aşkına .. ve anladık ki ask demek sadakat demekti.. sadakat için ise geri kalan her şeyi ikinci plana atabilmeyi bilmek demekti. Kendini bile..
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!