Mutlu olmak korkunç bir şey! İnsan halinden nasıl da memnundur! Onun kendisi için yeterli olduğuna nasıl da inanır! Yaşamın yanlışı hedefi olan mutluluğa yönelirken, gerçek hedef olan sorumluluk nasıl da unutulur.
Ne yazık ki bencilliğimiz ve sorumluluğumuz arasındaki bu korkunç mücadelede, sarsılmaz idealimiz karşısında, afallamış ve boyun eğmekten öfkelenmiş bir halde mevzimizi koruyarak, olası bir kaçış ve çıkış yolu arayarak geri çekildiğimizde, arkamızda bir duvarın sert ve kasvetli direnişi ile karşılaşırız! Kutsal gölgenin engel oluşturduğunu görmek!
Görünmezin acımasızlığı, ne büyük bir saplantı! 
Demek insan, vicdanın karşısında her zaman sorumludur.
Başımızı göğe kaldırmayı sürdürmeli miyiz? Orada gördüğümüz o ışıklı nokta, sönecek cinsten midir? İdeal’i derinliklerde kaybolmuş, küçük, yalatılmış, algılanamaz, parlak ama etrafı küme küme canavarları andıran o karanlık tehditlerle sarılmış bir halde görmek dehşet verici; yine de İdeal, bulutların ağzındaki bir yıldızdan daha çok tehlikede değildir.