Oysa gerçek kötüler hiçbir suç izi bırakmadan başka muhitlerde geziyorlardı.Beyaz yakalarıyla rahat rahat ortalıkta dolanıyorlardı ve nedense hiç kimse onları dert etmiyordu; pahalı ayakkabılarıyla sahilde yürüyüşe çıkıyorlardı,kahve fincanlarıyla ve kurumsal kimlikleriyle plazalara giriyorlardı,sonra da naylon duyarlılıklarıyla,güneş gözlükleriyle, çokça anlatım bozukluklarıyla cümleler kuruyorlardı oturdukları kafelerde.Ekmekten, sudan,kadından konuşur gibi,yatırım araçlarından,indekslerden,paritelerden konuşuyorlardı ve hiçbir koşulda kötü olmuyorlardı.