Oysa gerçek kötüler hiçbir suç izi bırakmadan başka muhitlerde geziyorlardı.Beyaz yakalarıyla rahat rahat ortalıkta dolanıyorlardı ve nedense hiç kimse onları dert etmiyordu; pahalı ayakkabılarıyla sahilde yürüyüşe çıkıyorlardı,kahve fincanlarıyla ve kurumsal kimlikleriyle plazalara giriyorlardı,sonra da naylon duyarlılıklarıyla,güneş gözlükleriyle, çokça anlatım bozukluklarıyla cümleler kuruyorlardı oturdukları kafelerde.Ekmekten, sudan,kadından konuşur gibi,yatırım araçlarından,indekslerden,paritelerden konuşuyorlardı ve hiçbir koşulda kötü olmuyorlardı.
Bugünün mahallesi artık eskiden olduğu gibi her uzvu birbirine bağlı yaşayan topluluk değildir;sadece belediye teşkilatının bir cüzü olarak mevcuttur. Zaten mahallenin yerini yavaş yavaş alt kattaki üstekinden habersiz,ölümüne,dirimine kayıtsız,küçük bir Babil gibi,her penceresinden ayrı bir radyo merkezinin nağmesi taşan apartman aldı.