Tuba طوبى

—Hem, onlar, dediğin de kim oluyor? —Onlar da, herkes te, birer vazife ile tavzif olunmuş emir kullarıdır. Hakikatte işleyici ve buyurucu Yaradandır; sade o... —Onun için delikanlı, beni, işimi terketmeye teşvik etme. Zira insan, mükellef olduğu vazifede kusur ederse itaba lâyık olur, insanlar tarafından muaheze edilip edilmemenin ehemmiyeti yoktur, elverir ki o kimseden, vazife ve nasibini veren Allah hoşnutsuzluk getirmesin. Mademki adıma, esir, diyorlar esaretin icabı taş kırmak ve bunun gibi zahmetli işlerde çalışmaktır. Mademki esareti kabul etmişim, o halde onun icabatını da seve seve ve kusur etmemeye çalışarak yapmayı da taahhüd etmişim demektir. Kalbim, her nefes harekâtımı teftişten hali değildir; beni fiillerimden dolayı o muatab [azarlama ] etmezse, gönlüm daima müsterih ve kaygusuzdur. Elverir ki Yaradana karşı sözünden dönmüş olmayayım. O benden hoşnut olduktan sonra, ha taş taşımış, kırmış, ha kaba döşekte yatmış, istirahat etmişim, bence ikisi de birdir.
Alıntı
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
—Ben insanların muahazesinden [Azarlama. Çıkışma. Darılma. Alay eder tarzda karşısındakini küçümseme. Tenkid. ] korkmam, Allah Teâlâ‟dan korkarım. Eğer ben elimden kazmayı atar da burada seninle, yahut herhangi vazifemin haricinde bir işle meşgul olursam, insanların itabına uğramasam bile Allah Teâlâ‟nın muahazesine ve hiç olmazsa kalbimin itabına müstahak olurum. Zira herkese vazifesini veren Allah Teâlâ‟dır, insanlar değil... —Beni bu zorlu işle mükellef edenleri, sen insanlar mı zannediyorsun? —Hayır, hayır... Bil ki, Allah‟ın tasarrufuna, insanlar birer alettir. Beni burada taş kırmaya memur eden Firavun, yahut sırtıma kırbaç vuran şu biçare muhafızlar mı zannediyorsun? —Hayır, bu nasibi bana Allah'ım münasib görmüş ve onlar vasıtasıyla da bu arzusunu tahakkuk ettirmiştir. Amma, senin gibi bir adama bu nasibi neden vermiş, diyebilirsin. Bu, onun bileceği iştir. Bil ki Yaradan'ın iki türlü hikmeti vardır. Biri aşikâr ki bunu, aklı olan herkes bilir, diğeri de gizli hikmetidir ki, onun sebebini yalnız kendi bilir. —Kim bilir vaktiyle ne kabahat işlemişimdir ki, beni burada taş kırdırmakla terbiye ediyor. Bil ki sebepsiz hiçbir şey olmaz. Bütün çektiğimiz şeylere vaktiyle biz, kendimiz müşteri olmuşuzdur. İnsana her ne gelirse kendinden gelir ve başkası tarafından maruz kaldığı sitem ve cefalarla, gene kendi amellerinin neticesini çeker. —Binaenaleyh benim bu amelimin de mükteseb [Kazanılmış. Elde edilmiş. ] bir vazife olduğuna şüphe etme ! —Allah Teâlâ istemedikçe kimse kimseye ne iyilik ne fenalık yapamaz.
Alıntı
Senin anlayacağın manada esirim; fakat kalbim, yani hakikî varlığım her bir hürden daha azad, daha şaddır. Hatta hükümdarınızdan da, senden de hürüm. Ben esir değilim delikanlı... Esir, sizlersiniz. Zira siz, şeref şöhret, gurur, taazzum [Kibirlenmek. Büyüklük taslamak.] ve tahakkuku için haris olduğunuz bin türlü ibtilanın, bin türlü zaafın kulu ve hizmetkârısınız. —Düşman hariçte olsa, onu ezmek kolaydır; fakat içimizdeki düşmana çare yamandır. Hariçteki düşmanlar cismi tahrib eder, cana ilişemez; içerdeki düşman ise canı çürütür, ruha aman vermez.
Alıntı
Hadis-i Şerif
اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنْ جَهْدِ الْبَلَاءِ، وَدَرَكِ الشَّقَاءِ، وَسُوءِ الْقَضَاءِ، وَشَمَاتَةِ الْأَعْدَاءِ» Peygamber Efendimiz (sav) şu dört şeyden Allah Teâlâya sığınınız buyurmuştur: - Dayanılmayacak dertten - İnsanı helake götürecek talihsizlikten - Başa gelecek fenalıktan ve - Düşmanı sevindirecek felâketten Allah'a sığınırım. Âmin. Allahumme salli âlâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammed 🌹 Buhârî, Daavât, 28
1000Kitap
Çölde yalnız oturan kadının sırrı
Hac dönüşü yolculuk esnasında Abdullah bin Mübarek, çölde yalnız başına oturan yaşlı bir kadın görür ve ona selam verir. Kadın selamı şu ayetle alır. "Çok merhametli olan Rabden bir söz olarak selam vardır." (Yâsîn, 58) İbni Mübarek şaşırır ve sorar: "Buralarda ne yapıyorsun, neden yalnızsın?" Kadın cevap verir: "Allah kimi şaşırtırsa, artık onun için kılavuz voktur." (A'râf, 186) (Bu ayetle yolunu kaybettiğini anlatır) İbni Mübarek: "Nereye gidiyorsun?" diye sorar. Kadın "Bir gece kulunu Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksa'ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtır." (isrâ, 1) (Bu ayetle de haccını tamamladığını ve Kudüs'e/evine doğru gitmekte olduğunu belirtir). İbni Mübarek: "Kaç gündür buradasın?" der. Kadın: "O da: 'Benim alametim, üç gün üç gece insanlarla konuşmamandır' dedi." (Meryem, 10) (Üç gündür orada yalnız olduğunu kasteder) İbni Mübarek bakarki kadının yanında yiyecek içecek yok "Yiyeceğin de yok, ne yiyip içiyorsun?" Kadın "O, beni yediren ve içirendir." (Şuarâ, 79) İbni Mübarek: "Peki, bu kurak çölde abdesti nasıl alıyorsun?" Kadın:"Su bulamazsanız temiz toprakla teyemmüm edin." (Nisâ, 43) İbni Mübarek kadına kendi bineğini teklif etmek ister ve "Bende yiyecek var, yemek ister misin?" diye sorar. Kadın "Sonra orucu geceye kadar tamamlayın." (Bakara, 187) (Oruçlu olduğunu ifade eder) İbni Mübarek: "Ama bu yolculukta oruç tutmamana izin vardı, ruhsat vardı)" deyince kadın: "Eğer bilirseniz, oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır." (Bakara 184) dedi. İbni Mübarek kadının bu zekasına ve Kur'an'a olan bağlılığına hayran kalır. Kadını devesine bindirmek ister ve "Gel, deveme bin de seni kafileye yetiştireyim" der. Kadın bineğe yaklaşırken şöyle der: "Mümin erkeklere söyle, gözlerini harama dikmesinler..." (Nûr, 30) (Âlim hemen arkasını döner ki kadın
Alıntı