"Thornton yontma işine devam etti. Bir aptal ile aptallığı arasına girmenin beyhude olduğunu biliyordu. İki üç aptal arttı ya da eksildi diye kıyamet kopmazdı."
"Bu sonuçlara mantık yürüterek varıyor değildi Buck. Uygundu işte, hepsi bu; bilinçsiz bir şekilde hayatın yeni ritmine ayak uyduruyordu. Kazanma ihtimali ne olursa olsun, kavgadan kaçtığı tek bir gün dahi olmamıştı. Ama kırmızı kazaklı adamın sopası, daha temel ve ilkel bir kaideyi kafasına vura vura sokmuştu. Uygar yaşamında, Yargıç Miller'ın binici kırbacını savunmak gibi ahlaki bir düşünce için canını verebilirdi; ancak meselelerden kaçma ve bu sayede postunu koruma becerisi, an itibarıyla uygarlıktan tümüyle koptuğunun kanıtıydı. Zevk için değil, midesinde kopan feryattan ötürü çalıyordu. Sopa ve diş kanununa hürmeten, göstere göstere hırsızlık yapmaya kalkmıyor, gizlilik ve kurnazlıkla çalıyordu. Velhasıl kelam, yaptığı şeyleri yapıyor olmasının gerekçesi, onları yapmanın yapmamaktan daha zahmetsiz oluşuydu."
"Bu ilk hırsızlık, Buck'ın bu hasmane Kuzey topraklarında hayatta kalmaya uygun olduğunu gösteriyordu. Uyum becerisinin, değişen ortam koşullarına ayak uydurabilme kapasitesinin de bir göstergesiydi ki bu meziyetlerden yoksun olmak, hızlı ve korkunç bir ölüm anlamına geliyordu. Dahası, acımasız hayatta kalma mücadelesi söz konusu olduğunda, kıymetsiz bir şey, bir handikap olan ahlâkî doğasının zayıfladığına ya da parçalanmaya yüz tuttuğuna işaret ediyordu. Özel mülke ve şahsi hislere saygı göstermek adına, sevgi ve dostluk yasasının hüküm sürdüğü Güney topraklarında her şey iyiydi hoştu ama sopa ve diş kanununun egemen olduğu Kuzey topraklarında, bu tür şeyleri kafaya takan her kim olursa olsun aptallık etmiş olurdu ve gördüğü kadarıyla böyle kimseler muvaffak olamazlardı"