"Sen isteseydin, ben tüm dünyada katliam işlerdim," dedi. "Eğer isteseydin, senin gölgen olur, sana atılacak kurşuna siper olur, gözünden akan her yaşa birini kurban verirdim ben. Yeter ki isteseydin, Armin. Seni o odada bulduğumda ne hissettiğimi biliyor musun sen?"
Hislerini dile getirmiyor, daha çok canımı yakmak için konuşuyordu. Her söylediğiyle kalbimde derin yaralar açtığının farkında mıydı acaba?
"Geçmişin artık benim de geçmişim, Kafes Kuşu. Bunu hâlâ anlayamadın mı? Sen acı çekiyorsan ben de çekiyorum. Sen yanıyorsan ben küle dönüyorum. Ama beni yakan ateş senden geldiğinde... Ben yine seni yakarım."
"Ben..." dedim ama söylenecek bir şey kalmamıştı.
"Sana kaç kere söyledim," dedi. "Seni bir kez kaybettim. Öldüğünü sandım, yasını tuttum. Evet, çok acı çektim ve her yaşadığım beni daha güçlü kıldı ama ben, seni bir daha kaybedecek kadar güçlü değilim, Armin."
Titriyordum.
"Ben sadece... Sadece bir kez olsun her şeyin kontrolümde olmasını istedim. Güçlü olmak istedim."
"Sana, benim yanımda olduğun sürece daha güçlü olduğumu söylemiştim. Ama sen gelmiş bana tek başıma güçlü olmak istedim, diyorsun. Yazık."
Son kelimesi titremişti.
Artık ona bakıyordum. Gözlerinde, sevdiği tarafından ihanete uğramış bir adamın yaralı kalbini görüyordum.
"Seninle savaşmak istemiyorum, Armin. Ama bana karşı savaşmayı bırakmazsan birimiz kaybedene kadar bu savaş hiç bitmeyecek."