Tuğba Babacan

Tuğba Babacan
@Tugbabacan
Arkamı dönmeden hemen önce, "Oğuz?" diye seslendiğimde bana döndü bakışları. Cebimden çıkardığım Impala'nın anahtarını ona doğru fırlattım. "Sen de benimkini al o zaman. Biz gelene kadar sende kalsın." Oğuz anahtarı havada yakaladı. Bir bana, bir de elindeki anahtara gözleri kocaman açılarak baktı. "Oha!" diye soludu şaşkınlık içinde. "Impala'yı mı verdi bu şimdi bana?" Evet, biraz öyle olmuştu. Kısa bir süreliğine değiş tokuş olarak düşünebilirdi. Tam ona, "Aynen öyle," demek için hazırlanıyordum ki Batuhan'ın bana attığı çirkin bakışları gördüm ve dudaklarımı birbirine kenetlemek zorunda kaldım. Gelecek olanı zaten biliyordum. "Senin gibi dosta yazıklar olsun! O arabayı ben bile bir kez sürmedim şerefsiz! Adi köpek!" Evet, bu da doğruydu. Impala'yı bir kez olsun Batuhan'a vermemiştim çünkü en az Nisa kadar değerliydi benim için. Gerçi Nisa çok daha değerliydi ama şimdi konumuz bu muydu yani? Zaman daralıyordu ve bizim hemen yola çıkmamız gerekiyordu. Benim bir şey söylememe gerek kalmadı çünkü Senem dişlerinin arasından âdeta tıslarcasına, "Derdimiz bu mu şimdi geri zekâlı?" diye sitem ederken bir tane de Batuhan'ın ensesine şamarı geçirdi. Anlaşılan bugün herkesi şamar oğlanına çevirecekti. Hak ediyorduk doğrusu. Ne diyelim?
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
"Bak sen şu Kalender gelinlerine," diyen alaycı sesini duyduk. "Nasıl da kaçayiler." Ben artık bir Kalender gelini değildim! Hadi ben kaçıyordum ama Farah niye kocasından kaçıyordu! Kolunu tutarak onu durdurdum. "Ben saklanana kadar sen onu oyala." Kocasının sağı solu belli olmadığı için ne yapacağını kestiremiyordum. Farah dehşete kapılarak bana baktı. "Ben ne olacağım?" "Kocan değil mi? Senin ondan zaten kaçışın yok, bari birimiz kurtulsun." Tam arkamızda bir öksürük sesi duyunca yutkunarak arkamıza döndük. Gurur ellerini ceplerine koymuş, dik dik bize bakıyordu. Önce Farah'a, sonra bana, daha sonra tekrar Farah'a bakarak ona beni gösterdi. "Sen bu kızin yaninda çok durmayasun," diyerek onu uyardı. "Senu de kendune benzetur, hiç uğraşamam." Farah'ı bana gönderdiğini gizliyordu. Farah'tan sonra bana dönüp başıyla Karun'un bulunduğu masayı işaret etti. "Sen de doğrudan kocanin yanina gideysun. Uşağa kafayi yedurten sensun, toparlayacak olan da sensun." Artık onun karısı olmadığımı anlamak istemiyordu. "Gidersem vurur beni." Ceketinin önünü kenara çekerek bana silahını gösterdi. "Gitmeyunce de ben senu vurayim." Tehlikeli gözlerle bana bakıp göğsünü kabarttı. "Karar ver bakayim," diyerek tehdit etti. "Hangimizun elunde ölmek isteysun?" "Bir C şıkkı istesem?" "Ula bak atayi kafam!" "Tamam, gidiyorum!"
Alıntı
Gözlerim irileşerek Duha'ya baktım. "Karun beni seninle mi aldatıyor?" Güçlükle koltuğa oturup Kadem'in elindeki kolonya şişesini aldı. "Karun beni Ersin ile aldatıyor!" "Bu beni aldattığın gerçeğini değiştirmiyor!" dedi Elay. Hem de bir erkekle!" Oturduğum yerden ayağa fırladım. "Bu benim de aldatıldığım gerçeğini hiç değiştirmiyor!” Yüzümü buruşturdum. "Hem de seninle!" "Burada aldatılan tek kişi benim!" Duha kolonyayı boynuna sıkıp kendini kolonyayla yıkamaya başladı. "Bana bunu nasıl yapabilir!" Elay irkilerek geriye çekildi. "Karun ile düşman olduğunuzu sanıyordum." "Öyleydik!" Kolonyayı avucuna sıkıp ıslak elini yanağına sürttü. "Aramızda kaliteli bir düşmanlık vardı ama o artık Ersin ile takılıyor!" Elindeki kolonya şişesini bana fırlattı. "Hepsi senin yüzünden!" "Sektir!" Kadem homurdanırken üçümüze yüzünü buruşturarak baktı. "Hepsi kafayı yedi." "Buna artık daha fazla göz yummayacağım!" Elay kaşlarını çatarak bir ayağını sertçe yere vurdu. "Karun mu yoksa ben mi? Yap artık seçimini!" Çıldırmak üzereydim. "Kocamı seçersen kafanı kırarım!" Masadaki vazoyu elime alarak Duha'nın gözlerinin içine baktım. "Bu konuda şaka yapmıyorum." Kadem kahkaha attı. "İşler ilginçleşiyor." Duha ise Elay ile ikimize öldürecekmiş gibi bakıyordu. "Siz yine ne saçmalıyorsunuz?" Elay ile aynı anda, "Karun ile aranızda ne var?" diye bağırdığımızda sinir krizi geçirmek üzereydi. "Yemin ederim bu ikisi adamı katil eder!"
Alıntı
"Sen isteseydin, ben tüm dünyada katliam işlerdim," dedi. "Eğer isteseydin, senin gölgen olur, sana atılacak kurşuna siper olur, gözünden akan her yaşa birini kurban verirdim ben. Yeter ki isteseydin, Armin. Seni o odada bulduğumda ne hissettiğimi biliyor musun sen?" Hislerini dile getirmiyor, daha çok canımı yakmak için konuşuyordu. Her söylediğiyle kalbimde derin yaralar açtığının farkında mıydı acaba? "Geçmişin artık benim de geçmişim, Kafes Kuşu. Bunu hâlâ anlayamadın mı? Sen acı çekiyorsan ben de çekiyorum. Sen yanıyorsan ben küle dönüyorum. Ama beni yakan ateş senden geldiğinde... Ben yine seni yakarım." "Ben..." dedim ama söylenecek bir şey kalmamıştı. "Sana kaç kere söyledim," dedi. "Seni bir kez kaybettim. Öldüğünü sandım, yasını tuttum. Evet, çok acı çektim ve her yaşadığım beni daha güçlü kıldı ama ben, seni bir daha kaybedecek kadar güçlü değilim, Armin." Titriyordum. "Ben sadece... Sadece bir kez olsun her şeyin kontrolümde olmasını istedim. Güçlü olmak istedim." "Sana, benim yanımda olduğun sürece daha güçlü olduğumu söylemiştim. Ama sen gelmiş bana tek başıma güçlü olmak istedim, diyorsun. Yazık." Son kelimesi titremişti. Artık ona bakıyordum. Gözlerinde, sevdiği tarafından ihanete uğramış bir adamın yaralı kalbini görüyordum. "Seninle savaşmak istemiyorum, Armin. Ama bana karşı savaşmayı bırakmazsan birimiz kaybedene kadar bu savaş hiç bitmeyecek."
Alıntı
"Bana kendini anlatır mısın?" diye sorduğumda bu kez ters bakışlarla gözlerimin içine baktı. Sessizliğini korumaya devam ediyordu. "Anlatmayacaksın, değil mi? Her zaman kapalı bir kutu gibi tüm acılarını içinde saklayacaksın." Olumlu anlamda başını salladı. "Eğer anlatırsan acılarının tekrar tekrar canını yakacağından korkuyorsun çünkü." "Çok konuşmaya başladın yine," dedi kaşlarını çatarak. Meraklı bir şekilde, "Kimsin sen, Saruhan?" diye üsteledim. Bıkkınlıkla yüzüme baktığında pes edip anlatacağını umarken bile yine de ihtimal vermemiştim. Derin bir nefes alıp anlatmaya başladığında beni gafil avlamayı başarmış oldu. Bana içini açması akılalmazdı. "İnsanlar uyuduktan sonra kâbus görmekten çekinirler ya... Ben küçükken her fırsatta uyumaya çalışırdım, biliyor musun?" "Neden?" diye sorduğumda meraklı bakışlarım iri dudaklarına takıldı. "Çünkü kimsesiz çocuklar yalnızca uykularında sevdikleriyle buluşur. Bu yüzden hiç uyanmamayı dilerdim. Her uyuduğumda annemin dizlerinde uzanırdım ve annem saçlarımı okşardı. Böylelikle korkularımdan kaçabiliyordum."
Alıntı