Gelecekte kuracağımız ilişkilerimizden beklentilerimizi biçimlendirmek bağlanma dediğimiz olgunun en önemli özelliklerinden biridir. İnsanlara güvenebilir miyim? İnsanlar güvenilir midir? İhtiyaç duyduğumda insanlar benim yanımda olacak mı? Saygıdeğer biri miyim? Sevilebilir biri miyim? Değerli biri miyim? Düşüncelerim diğer insanlar için önemli mi? Duygularım önemseniyor mu? Hata yaparsam insanlar benden uzaklaşır mı? İnsanların isteklerine hayır dersem ne olur? İnsanlar bana zarar mı verecek? gibi soruların yanıtlarını bu ilk yaşantılar sonucunda edindiğimiz deneyimler içerisinde ararız. Bu deneyimler birer referans kaynağı olur ve bir kütüphane gibidir. İhtiyaç duyuldukça bu kütüphaneye başvurur ilgili deneyimlerimizin bize yol göstermesine izin veririz. Yetişkinlik yaşantımızda karşılaştığımız her ipucu bizi kütüphanede ki bir rafa yönlendirir.
Bir taraftan bu denli ihtiyaç halinde ve aciz, diğer taraftan fazlasıyla donanımlı ve dış uyarıcılarla etkileşim içerisinde dünyaya gelen insan yavrusu, kendisine temel bakım veren* kişi ya da kişilerle güçlü bir bağ kurar. Bu bağın ne olduğu ve nasıl bir işlevi olduğunu anlamaya çalışmamız gerekiyor. Eğer fark ettiyseniz kurulan bu bağa ilişkin iyi ya da sağlıklı gibi ifadeler kullanmadan doğrudan“güçlü” demeyi tercih ettim. Çünkü bu bağ her koşulda güçlü olma eğilimindedir. İyi ve sağlıklı, kötü ve sağlıksız hatta açıkça zararlı da olsa bu ilişki, bu bağ hâlâ kuvvetlidir ve insan yavrusunun yaşamı ve geleceği açısından yaşamsaldır.
Sağlıklı hayırların peşisıra uzun açıklamalar yapmaya da gerek yoktur . " Hayır ama ..." ifadesi karşımızdakine çoğu zaman " biraz daha uğraşırsan evet diyebilirim" mesajı iletebilir.