Tuğçe

“Ama her şey­den önce bana bir cümleyle psikanalizin özünün ne olduğunu anlatabilir misiniz?" dedim. Şöyle yanıtladı: “Psikanaliz sırasın­da, hastanın divana uzanıp, bazen söylenmesi hiç hoş olmayan şeyleri anlatması gerekir.” Bunun üzerine şu açıklamayı yaptım: “Logoterapide ise hasta dik oturabilir, ama bazen duyulması hiç hoş olmayan şeyleri duyması gerekir.”
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Evine dönen tutuklu için, yaşanan onca şeyden çıkanlan onurlu deneyim, çekilen onca acıdan sonra Tanrı’dan başka hiç­bir şeyden korkması gerekmediği yolundaki harika duyguydu.
“Özgürlük.” Bu sözcüğü kendi kendimize tekrarladık, ama anlamını kavrayamı­yorduk. Bu sözcüğü yıllar boyunca o kadar çok kullanmış, buna ilişkin öyle çok hayal kurmuştuk ki, anlamını yitirmişti.
Artık geçmişte kalma­sına karşın, sadece yaşadıklarımız değil, yaptığımız hiçbir şey, sa­hip olduğumuz düşüncelerin, çektiğimiz onca acının hiçbirisi kay­bedilmiş değildi; geçmişi biz yaratmıştık. Geçmişte yapmış ya da olmuş olmak, varolmanın bir başka, belki de en emin şekliydi.
Bu görevler ve bu nedenle, yaşamın anlamı, insandan insana ve an be an değişir. Bu nedenle yaşamın anlamı genel terimler­le tanımlamak olanaksızdır. Yaşamın anlamına ilişkin sorular, genel ifadelerle yanıtlanamaz.