Ortadoğu'daki kullanımında cumhuriyet, başında bir hanedan olmayan devlettir. Bu terim, yöneticinin koltuğa oturmayı başardığı, buna hak kazandığı yahut azledildiği, istifa ettiği süreçleri kapsamaz. Cumhuriyetçilik, monarşinin ve ona bağlı çoğu şeyin -hepsi olmasa da- sona erdiği anlamına geliyordu. Liberal demokrasi yahut temsili yönetim ile bir ilgisi yoktu.
Sadece başka bir ülkeden değil başka bir medeniyetten alınan kullanıma hazır siyasi sistem, ister Batılıların ister Batılılaşmış iktidarların tepeden ve dışarıdan dayattığı olsun, Müslüman Ortadoğu halkının gerilim ve gerçekliklerine yeterince cevap veremedi. Demokrasi otokratik buyruk ile kuruldu. Başkentte bulunan meclis; siyasi partiler, programlar ve politikacılar oyununda mutlu mesut yaşayan küçük bir azınlık tarfından yönetiliyor ve destekleniyordu. Geniş bir halk kitlesi ise ya şaşkınlıkla izliyor ya da görmezden geliniyordu. Sonuç, geçmiş ve bugün ile ilişkisi olmayan ve geleceğin ihtiyaçlarına ilgisiz bir siyasi düzendi.
Toplumsal eşitsizlikler İslam yüzünden değil, ona rağmen ortaya çıktı ve yakın geçmişe kadar, sınıflar arasındaki sosyal sınırlar Hristiyan Avrupa'ya kıyasla daha esnek ve daha geçirgendi.
İslam, prensipte güçlü bir eşitlikçi prensibe sahiptir. İslami eserler ve gelenek, herhangi bir şüpheye mahal vermeyecek şekilde miras kalmış her türlü toplumsal ayrıcalığı reddeder ve kınar. İster ırksal ister toplumsal olsun, rütbe ve itibarı belirleyen liyakat,onur ve şahsi başarıdır, nesep değil.
Günümüzde, Müslüman muhafazakarlığın son kalesi düşmekte, türban ve fes ortadan kalmakta ve Batı'nın kenarlı, sivri ve güneşlikli şapkaları onların yerini almaktadır.