Başımı tekrar öteye çevirdim. Fakat o, beni kaplayan havayı dolduruyor, bir civa ağırlığı ile ağırlaştırıyor. Bulaşık suyu, ahır ve umumî aptesane kokularını andıran bir taaffûn bu havaya bir boğucu gaz fecaati vermekte ve beni canımdan bezdirmekte idi. Ah, bu insan, ah bu insan denilen mahlûk! Tabiatı, ne cenabet bir zindan haline sokmuş. Yanı başımda, bu çocuk olmasa, bu çamurdan yuva, bu aşağının kurt kaynaşmaları, bu yenen, içilen şeylerden sızan geriz olmasa, şu kuru toprak dalgalarının üstünde, bu kızıl akşam aydınlığında hayat, daha ne kadar sade ve asil olacaktı...