İnsan tekamül eden bir varlıktır.Kimse 20 sene öncesine göre yaşayamaz.İdeolojiler,inançlar enaniyete dönüşmüştür.Kitap okusada kişi derunundan öğrenir.Hakikati kimse tekeline alıp başkalarını ötekileştiremez.
Eğer değerler,artık değiştirilemeyecek olan uzun bir geçmişi yansıtıyorlarsa,bu değerlerin kendileri nasıl değiştirilebilinirki?
Peki bu durumda ıslahat mümkünmüdür?
Zekatın harcanma kalemleri savunma,iletişim,ulaşım ve hatta diplomatik harcamaları içerecek şekilde çeşitlidir ve peygamberin yaşadığı toplumun tüm toplumsal ihtiyaçlarını kapsadığı düşünülür.Bugün sadece yoksul vergisi şeklinde yanlış anlaşılıyor olsa bile….Zekatın tasarlandığı ve kendisine tatbik edildiği ekonomi olduğundan o,bir şahsın servetine konulan bir servet vergisi olarak düşünülmüştü(ve bazılarının zannettiği gibi yıllık gelire uygulanan bir vergi değildi.)Özellikle günümüzde o,modern devletin seküler vergilendirmeleri tarafından alındığı için tamamen isteğe dayalı bir yardım şekline bürünmüştür.
Ne varki gelişmekte olan ülkelerde zenginler genelde bankalardan kredi çektikleri için borçludurlar fazlaları yoktur bu yüzden seküler vergilerden kaçmak vicdanlarını rahatlatmak için çok az zekat verirler.Bunuda ulema tarafından idare edilen medreselere bağışlarlar.Kendim 1966 yılında Pakistan’da zekat sisteminin sadece birikmiş servet değil yatırım yapılan servete de uygulanmasını söylediğimde vergi mükellefinin vergiden kaçmasını asgariye indirilmesini söylediğimde ulemanın karşı çıkış yoğunluğu hayret verici idi.Peki bu durumda ıslahat mümkünmüdür.
(Aslında Avrupa’da sokaklarda dilenen kimselere rastlamak mümkün değil sadece sanat yapan kimselerin yardım istemeleri var.Sokaklarda dilencileri olan bir milletin medeni olması düşünülemez.)
Yoksulluğun ortadan kaldırılması ve servet oluşturulması,İslami ilkelerin Müslümanlara yüklediği en temel toplumsal görevdir.
Eğer işsizlik ve yoksulluk insanları aç bırakacak kadar olursa varlıklı kimselerin yoksulları doyurması farz olur.Eğer bunu yapmazlarsa fakirlerin varlıklı kimselerin mallarını yağmalaması dini açıdan meşru hale gelir.Eğer çatışmada aç bir fakir ölürse zengin kişi katil olur.İbn-i Hazm
(Fakirlik az daha küfr olacaktı.Hadis:Hz.Muhammed s.a.s.)
Türklerde bir ata sözü var aç ayı oynamaz diye.Hz.Muhammed a.s. bir devrimci olmasada büyük bir ıslahatçı ve reformist olmuştur gerek zekât müessesesi,fakirlerin korunması ile ve köleliği kaldırmasada köle azat etmenin büyük faziletini ortaya koymuştur.Fakirlik ve İslam bir arada olamaz.
Müslüman ülkelerde hükümetlerin açık yada gizli tutumları aydınları da çeşitli yollardan etkileme ve sınırlama eğilimindedir.Hükümet politikalarını dikkate almadan konuşmak asi olmayı gerektirir.Bu (siyasi ve ulema birlikteliği)Muhafazakar ulemanın büyük gücü ile birleşerek tefekkürü ortadan kaldırmaktadır.Bu şartlar altında aydınlar İslami modernizme çeşitli yaklaşımlarla oyalanıp durmaktadır.
Modernizmin gerçek babası Cemaleddin Afgani’nin kendisi her düzeyde dahili ıslahatlara çağrı yapıyor Batı’ya karşı sağlam bir cephe öneriyordu.Birlik ve dayanışma çağrısı siyasi düzlemde dışa dönük iken,ıslahatlar toplumsal düşüncel seviyede içe dönüktü.Ama zaman geçtikçe ve tutucu çevreler bu modernleştirici eğilime tepkide bulundukça onlar dayanışma çağrısının yönünü dışardan içeriye çevirdiler.Gerekçe ise moderdinst reformların toplum içerisinde ayrılık ve bölünmelere yol açtığıydı ki bu,ıslahatın kaçınılmaz sonucudur.Öte yandan reformistlerin bizzat müslümanların geleneksel kurumlarına ve değerlerine güvenlerini sarsmaktaki ve onları yabancı ve düşman bir medeniyete bağımlı kılmaktaki hikmetleride sorgulanmaya başlandı.Bu etkiler altında modernistler teslim oldu.Herhangi bir türden değişme arzusu olmayınca çaba neticesiz değii imkansızdı.Müslümanlar istikrara yönelerek cansız bir kütle durumuna düştüler.