Ben gerçekten yok olmakta olan bir türün parçasıyım ve son nefesime kadar bin yıllık toplulukların, en eski insan uygarlıklarının bekçilerinin pılı pırtıyı toplayıp ve atalarından kalma toprakları bırakıp uzak bir ülkenin çatısı altına sığınmasını olağan karşılamayı reddedeceğim.
Batı'nın yüzyıllardan beri, dün olduğu gibi bugün de içinde bulunduğu dram, dünyayı uygarlaştırma arzusu ile ona egemen olma isteği -iki uzlaşmaz dilek- arasında sürekli bocalamasından kaynaklandı. Her yerde en soylu ilkeleri dile getirirken, o ilkeleri, ele geçirdiği topraklarda uygulamaktan titizlikle sakındı.
Yeryüzündeki hiçbir halk kölelik, despotluk, zorbalık, cahillik, karanlıkçılık için ya da kadınların köle olması için yaratılmamıştır. Bu temel gerçeklik ne zaman yadsınsa, insanlığa ihanet edilmiş olur, kendine ihanet edilmiş olur.
Çin, Hindistan ve Üçüncü Dünya'nın başka güdümcü ülkeleri, etkisiz bir ekonomik modelin tutsağı olarak kaldıkları sürece, Batı'nın ekonomik üstünlüğü için bir tehdit oluşturmuyorlardı - üstelik bu şekilde onunla mücadele ettiklerini sanırken; "beyaz adam"ın tahtını gerçek anlamda sarsmaya başlamaları için bu yanılsamadan kurtulmaları, kararlı biçimde dinamik kapitalizm yoluna girmeleri gerekti.