İnsan ilişkilerinin pek azının uzun ömürlü olduğu bir zamanda, çocuk müstesna bir duygusal eş olarak görülüyor. Önceleri evlilik, hayat arkadaşlığı, dostluk veya ideolojik dayanışmadan beklenen güven, bugün daha çok çocuktan isteniyor. Yalnızlığın yegâne alternatifi, sevme ve sevilme umudu olarak çocuk.
Tuhaf olan şu ki, orta ve üst gelir katmanlarında yer alan ailelerin bu çocuk kutsaması, evin dış kapısında sona erer. Kendi çocukları konusunda kılı kırk yaran anne babalar, başkalarının çocukları söz konusu olduğunda vurdumduymaz kesiliverir.
Modernleşmeyle beraber ev ve iş arasında oluşan uçurum, babanın evden kaybolmasına yol açmıştır. Pek çok çocuk için, baba artık o uyuduktan sonra eve gelen bir gölge varlıktır.
Çocuk, babasının yüz ifadelerinden, sesinin tonundan ve sözel olmayan diğer işaretlerinden onun duygularını nasıl ‘okuyacağını’ öğrenir ve buna göre cevap verir. Kendi duygularını net bir şekilde başkalarına nasıl ileteceğini görür.