Sabah akşam karnı doysa da bu dört kuzunun tüylerinin rengi pek bir soluktu. Çünkü anne şefkatiyle verilmeyen süt, karınlarını doyurmaya yetse de tüylerini canlı tutmaya yetmiyordu.
Annem döşeği koruduğu kadar beni korusaydı kendimi daha çok önemserdim, annem döşeği yıkayıp kuruttuğu kadar içimdeki olumsuzlukları yıkasaydı ben daha temiz, kendimle daha barışık bir insan olurdum. Düşünmedi annem, düşünemedi, düşünemezdi de. Çünkü o zamanlar çocuk çoktu, ev eşyası yoktu. Haliyle eşyalar daha kıymetliydi. Çocukların haysiyeti, değeri yoktu.
''Ayrılacağım gün gölün kıyısına giderek o tepenin üstünde durdum. Tiyen-Şan Dağları'na, Isık-Göl'e veda ediyordum: Elveda Isık-Göl'üm, bitmemiş türküm benim! Mavi dalgalarını, sarı kumlarını yanımda götürmek isterdim, ama gücüm yetmez buna. Sevdiğim kadının aşkını götüremediğim gibi seni de götüremem. Elveda Asel! Elveda al yazmalım, selvi boylum! Elveda sevgilim, aşkım! Mutlu olman dileğiyle!..''