İnan, şimdi bana ne desen geçmez bu gönül ağrıları. İnan; ruhuma bir deva, acıma bir çare bulamazsın sen dahi.
Yorgunum. Öyle bir yorgunluk ki, kelimelerin yetmediği, uykuların derman olamadığı cinsten.
Her gece içimde bir sızı büyüyor, senin adını taşıyor, nefes alsam seni hatırlatıyor, gözümü kapatsam suretin düşüyor karanlığıma. Kaçsam olmuyor, kalsam daha beter.
Seninle var olamamanın, sensiz yok olmanın arasında asılı kaldım.
Biliyor musun, bazen kendi iç sesim bile sana benzediği için konuşmaya korkuyorum. Her cümlede seni duyuyorum, her sessizlikte seni arıyorum.
Bir gülüşünle yeşeren dünyam, bir susuşunla kurudu. sen sustun ya Lilyum.. bütün mevsimler sustu ardından. Şimdi sonbahar bile benimle ağlıyor, rüzgâr bile senin kokunu taşıyor bu şehirde ve ben her esintide seni yeniden kaybediyorum.
Belki bir gün dönersin diye bekliyorum hâlâ ama her geçen gün biraz daha eksiliyor içimdeki umut.
Kalbim hâlâ seni çağırıyor, duyuyor musun? her atışı "gel" diyor, "bir kere olsun dön" diyor. Ama sen, duymuyorsun: belki bilerek, belki isteyerek.. Ama duymuyorsun.
ve ben artık anlıyorum Lilyum 'bazı ayrılıklar bir veda cümlesiyle değil, bir sessizlikle başlıyormuş' senin sessizliğin beni öldürmedi belki ama her gün biraz daha eksiltti.
Şimdi ne sensiz yaşayabiliyorum, ne seninle kalabildim. Böyle arada, sönük bir yıldız gibi yanıp sönüyorum karanlığımda.
Eğer bir gün rüzgâr sana benim adımı fısıldarsa, bil ki hâlâ seni seviyorum ama bu sevgi artık bir dua gibi; sessiz, çaresiz ve yalnızca içimde yankılanıyor.
Gel demiyorum artık ama bil..
Bir yanım hep senin adınla ağrıyor, ve hiçbir sabah, sensiz olmaya alışamıyor..