İnsan, hakikati dışarıda aradığı sürece kendine yabancıdır; çünkü hakikat, iç hareketin derinliğinde doğar.
Seçim, insanı insan yapan asli eylemdir; köksüzlük ise başkalarının gölgesinde sürgünlüktür.
Düşünce, varoluşun eşiğidir; fakat benlik, yalnızca aklı değil, sezgiyi, iradeyi ve sorumluluğu birlikte taşır.
Değerler yıkıldığında korku değil, yaratma zorunluluğu belirir.
Acı, varlığın dokusudur; fakat bilinç, acının efendisi olabilir.
İktidar görünmezdir; onu gören, zincirlerinin şeklini değil, varlığını fark eder.
Evren anlamsız olabilir; fakat başkaldırı, bilincin en yüksek anlamıdır.
Ve insan, gerçek ile absürd arasında yürürken oyun kurar, anlam üretir ve kendine doğru derinleşir.
Biz, hakikati içeriden duyan, özgürlüğü sorumlulukla kuran ve varoluşu bilinçle işleyen bireyleriz.
Çünkü ; birey, iç hareketinin farkına vararak, kendi seçimlerinin sorumluluğunu taşıyan ve akılla sezginin eşiğinde, değerlerini kendi inşa eden; acıyı bilip ona teslim olmayan, görünmez iktidarı fark ederek ve anlamsızlığa rağmen eylemde kalan bilinçli varlık olduğunu derinden hissetmişti .