Şimdi açıklayacağımız üzere sihirbazların nefisleri üçe ayrılır: Birincisi, varlıklar üzerinde her hangi bir alet veya yardımcı unsur olmaksızın, himmet (nefsi güç ve gayret) ile etkili olmak. Filorofların sihir olarak isimlendirdikleri şey budur. İkincisi, yıldızların veya unsurların mizaçlarının ya da sayıların özelliklerinin yardımıyla etkili olmak. Filozoflar bunu da tılsım olarak isimlendirirler. Bu, birinciye göre daha düşük derecedir. Üçüncüsü, tasavvur ve hayal güçleri üzerinde etkili olmaktır. Bu tür etki gücüne sahip olanlar, tasavvur ve hayal etme güçlerine yönelirler ve belirli tasarruflarda bulunarak orada hedefledikleri tasavvurları (görüntü ve hayalleri) oluştururlar. Sonra nefsi güçleriyle bu tasavvurları, izleyenlerin algılarına indirirler. İzleyenler de, gerçekte olmayan bu şeyleri, sanki varmış gibi görürler (gördüklerini sanırlar). Bazılarının bu şekilde, bahçeler, nehirler ve saraylar gösterdiği anlatılır. Filozoflar bunu ise göz bağcılık olara isimlendirirler.
Sihirbazların nefislerindeki derecelerin ayrıntıları bunlardır. Diğer bütün beşeri güçler de olduğu gibi sihirbazlardaki bu güç de, başlangıçta potansiyel bir halde mevcuttur. Bunun potansiyelden fiiliyata geçmesi, ancak riyazet (nefsin terbiye edilip eğitilmesi) sayesinde gerçekleşir.
Nefsin sihir için eğitilip terbiye edilmesi ise, ululamak, boyun eğmek, ibadet etmek ve kendini zelil kılmak gibi kulluk fiillerinin yörüngeler, yıldızlar, ulvi alemler ve şeytanlar gibi, Allah'ın dışındaki varlıklara yöneltilmesi ile sağlanır. Dolayısıyla sihir eğitimi
Allah'ın dışındakilere yönelmek ve secde etmektir ki, bu da küfürdür (kafirliktir).
Görüldüğü gibi küfür, sihrin maddeleri ve sebeplerindendir (yani sihir için kafirliği gerektirecek şeylerin yapılması şarttır).