Gerçekte, Rumeli'de yerleşme, İstanbul'un fethi gibi, tarihte yeni bir dönem açan bir olaydır. Boğazların ötesinde bir Osmanlı yerleşmesi olmasaydı, Osmanlı Devleti öteki beylikler gibi küçük bir Türkmen devleti olarak tarihe karışmış olacaktı.
Ulema aristokrasisi Osmanlı hanedanlığının yardımıyla yükselmişti. Osmanlı hanedanı aslında aristokrasi fikrinden o kadar nefret ederdi ki, bu nefretlerini kendi ailelerinin de aristokrasiye dönüşmesini engelleyerek göstermişlerdi. Osmanlılar bu dönem Avrupa' sında nadir bulunan bir aileydi. Çok uzun zaman önce kendileri için politik evlilik stratejileri fikrinden vazgeçmişlerdi. Osmanlılar kan bilinci olan ve kaprisli bir askeriyeyi değil kölelerden oluşan bir askeri sınıfı tercih etmişlerdir. Esasen Osmanlı ailesi hanedanlık ismini birçok ulusu bir arada barındıran bir emperyal kimlik olarak kullanmıştır. Diğer 18. yüzyıl Avrupa toplumlarıyla karşılaştırıldıklarında safkan olma anlayışından da uzak kalmışlardır.
16. yüzyıl ortalarında Kanuni Sultan Süleyman' ın ( 1520-1566) sarayında Hapsburg büyükelçisi olarak bulunan Ogier de Busbecq Osmanlıların şecereye önem vermeyişlerini hayranlıkla ifade ediyordu:
"Sultan tayinlerini yaparken zenginlik ve
rütbe kaygılarına hiç değer vermez ... İnsanlar liyakatleri ölçüsünde yükselirler ... Türkiye' de soyunu ve mevkiini yükseltmek veya alçaltmak her bir bireyin kendi iradesiyle olmaktadır. .. Bu sebeple, Türkler arasında, şerefler, yüksek mevkiler ve kadılıklar büyük yetenek ve iyi hizmetin ödülü olmaktadır ..