Etrafına bir bak: Her şeyden suni bir çekim gücü yayılıyor, edebiyattan, resimlerden, sahneden, sokaktan. Git bir tiyatroya, salonda erkekler ve kadınlar oturur, sahnede erkekler ve kadınlar rollerini oynar, konuşur, yeminler ederler, salondakiler öksürüp boğazlarını temizlerler. Fakat "Seni seviyorum" ya da "Seni arzuluyorum" cümlesi veya işte aşkı, sahip olmayı ya da kaybetmeyi, mutluluk ya da mutsuzluğu anımsatan buna benzer bir şey söylendiği anda salona ölüm sessizliği çöker, binlerce insan nefesini tutar. İşte yazarlar bununla çalışır, salondaki insanlara bununla şantaj yaparlar. Ve nereye gidersen git, her tarafta bu suni cazibe, parfümler, rengarenk çaputlar ve pahalı kürkler, yarı çıplak vücutlar, ten rengi çoraplar vardır; hiçbiri gerçekten işlevsel değildir, çünkü kışın da daha sıkı giyinmezler, ipek çoraplı dizlerini göstermek isterler ve yazın sahillerde o yüzden sadece bir tür peştamal takarlar, çünkü kadın figürü bu haliyle daha çekici ve tahrik edici olur, ve bütün o makyajlar, kırmızı ayak tırnakları, mavi farlar, altın sarısı saçlar, kendilerini boyamak, süsleyip püslemek için kullandıkları bir sürü malzeme, bütün bunlar aslında sağlıksızdır.