Var ama yok ...

Var ama yok ...
....
98 okur puanı
Ekim 2022 tarihinde katıldı
Huzurlu yaşam¿
Buna rağmen hiçbir zaman huzurlu değillerdi. Belki bir gün bu kadar ölçüp biçerek yaşamamaya karar verselerdi, huzura kavuşurlardı. Fakat bunun için gereken yüreklilik onlarda yoktu. Belli ki zaman planı yapmadan ve mecburiyetlere aldırmadan, keyfince günü yaşamak cesaret istiyor. Sadece her anı, her dakikayı yaşamak ve hiçbir şey beklememek. Sadece var olmak. Eh, en azından onlar bunu başaramıyorlardı. Sabah yataktan kalkışları, bütün sarayın ağzını çalkalayışını izlediği eski devir kralları gibi haşmetliydi. Kahvaltı edişlerinde öyle bir teklif tekellüf vardı ki, Papa'nın burada, Roma'da, tavanı çıplak figürlerle bezeli şapelde yönettiği ayini andırıyordu.
Sayfa 229·Kitabı okudu
Reklam
Çekilmez kitlelerin çekememezlik ahlakı...
İnsanlar, organize ortak yaşamın azap veren sıkıcılığına boşuna katlanmaz, çoktan tiksindikleri, bıktırıcı ilişkilerle kendilerine boşuna eziyet etmez, toplumsal âdetlerin onları mecbur bıraktığı özverilerde bulunmaya boşuna razı olmazlar. Kendileri, yani çoğunluk, duygu ve arzularını sansürlemeye, toplu sansüre, uygarlığa boyun eğerken, hiç olmazsa başka hiç kimsenin de kendi kafasına göre tatmin, huzur ve mutluluk aramaya hakkı olmadığını hissetmek isterler. Dolayısıyla birinin başkaldırma cesareti gösterdiğini, hayattaki yalnızlığa karşı kendi ilacını geliştirdiğini öğrenir öğrenmez öfkeye kapılır, toplanıp gizli ceza mahkemeleri kurar ve hükmü dedikodu şeklinde verirler.
Sayfa 190·Kitabı okudu
Boş ve hazin bir arayış yalnızlık adına...
Ben, azizim, bir mucize umuyordum. Nasıl bir mucize mi? Aslında sadece, aşkın o sonsuz, insanüstü, gizemli gücüyle yalnızlığı ortadan kaldırmasını, iki insan arasındaki mesafeyi kısaltmasını ve toplumun, adın, servetin, geçmişin ve anıların aramıza ördüğü yapay duvarları yıkmasını. Hayatı tehlikedeyken etrafına bakınıp bir el, onunkini gizlice sıkarak hâlâ şefkat ve merhamet diye bir şey olduğuna, hâlâ bir yerlerde insanların yaşadığına inanmasını sağlayacak bir el arayan biri gibiydim. Dolayısıyla ben de Judiťe doğru uzandım.
Sayfa 188·Kitabı okudu
Yine de o sağlıklı olmayışa aldandığın da ayrı bir gerçektir.
Etrafına bir bak: Her şeyden suni bir çekim gücü yayılıyor, edebiyattan, resimlerden, sahneden, sokaktan. Git bir tiyatroya, salonda erkekler ve kadınlar oturur, sahnede erkekler ve kadınlar rollerini oynar, konuşur, yeminler ederler, salondakiler öksürüp boğazlarını temizlerler. Fakat "Seni seviyorum" ya da "Seni arzuluyorum" cümlesi veya işte aşkı, sahip olmayı ya da kaybetmeyi, mutluluk ya da mutsuzluğu anımsatan buna benzer bir şey söylendiği anda salona ölüm sessizliği çöker, binlerce insan nefesini tutar. İşte yazarlar bununla çalışır, salondaki insanlara bununla şantaj yaparlar. Ve nereye gidersen git, her tarafta bu suni cazibe, parfümler, rengarenk çaputlar ve pahalı kürkler, yarı çıplak vücutlar, ten rengi çoraplar vardır; hiçbiri gerçekten işlevsel değildir, çünkü kışın da daha sıkı giyinmezler, ipek çoraplı dizlerini göstermek isterler ve yazın sahillerde o yüzden sadece bir tür peştamal takarlar, çünkü kadın figürü bu haliyle daha çekici ve tahrik edici olur, ve bütün o makyajlar, kırmızı ayak tırnakları, mavi farlar, altın sarısı saçlar, kendilerini boyamak, süsleyip püslemek için kullandıkları bir sürü malzeme, bütün bunlar aslında sağlıksızdır.
Sayfa 158·Kitabı okudu
Yalnızlık katlanma ifadesi için fazla güzel oysa ki...
İnsan bir süre yalnızlığı ceza gibi algılıyor, yetişkinler yan odada sohbet edip eğlenirken karanlık odada tek başına bırakılan bir çocuk gibi. Fakat günün birinde sen de yetişkin oluyorsun ve yalnızlığın, hakiki, bilinçli tek başınalığın bir ceza, yaralı, hastalıklı bir kendini çekme, bir münzevilik değil, tek onurlu durum olduğunu fark ediyorsun. İşte o zaman artık yalnızlığa katlanmak da o kadar zor olmuyor. Daha temiz havada yaşamak gibi bir şey.
Sayfa 129·Kitabı okudu
Reklam