Analar, medeniyetin kuduz dişlerinde ezdirmek için siz türlü ağrılarla doğurunuz. Hasat zamanı bunlar tarlalarda biçileceklerdir. Geride kalanları neşelendirmek için kırmızı kanlardan güller, laleler biteceklerdir. Akıllı, kuvvetli milletler zayıf ve akılsızları daima kendi menfaat cinayetlerini işleyerek kurban edeceklerdir. İnsanların adalet ve idare kanunları ne kadar değişse tabiatın bu ebedi vahşeti hiç değişmez. Ölmek, doğmanın karşısında dengeyi temin eden bir kefedir.
Dengelenmeye çalışılan bir kafa, çarkına zincir vurulan bir makineye benzer. Mademki kazana ateş veriyoruz, bırrakmalı uzuv serbest işlesin. Fakat korkuyorsunuz, belki kırar, belki döker, belki yakar, belki keser... Lakin siz şuurlular dünyayı düzeltmek için yakıp yıkmıyor musunuz? Kesip boğmuyor musunuz? Söyleyiniz, Halik hangi şeyi sonsuza dek saklamak için yaratmıştır?
İnsanların, hele gençlerin en zayıf damarları sevdadır. Bir kere oraya bastın mı, kuzu gibi iradene ram olurlar. Artık ne ana tanırlar, ne baba ne abla... Çünkü, yavrum, tabiat zürriyet temelini yani hayatın esasını onun üzerine kurmuştur."
"Dünyanın düzeni böyle kurulmuş. Bu genel kaide zıddına kürek çekecek dünyada ben mi kaldım? Hangi parti veya idare beni nimete boğarsa onun kulu, kurbanıyım. Muhaliflik, insanların vicdanlarından gelmez, menfaat ibrelerine dokunan rüzgârla ortaya çıkar. Vicdan? Bu da ne kelime? Anatomi çalışanlar şimdiye kadar akciğerle kalp arasında böyle bir uzuv keşfetmemişlerdir. Sen bana istediğin kadar deli de... İnsanlar, vicdanın varlığını kendilerinde yoklamazlar, daima karşılarındakilerde ararlar. Bulamayınca kızarlar, ifrit olurlar. İşte hep patırtılar bundan çıkar."