İnsan her adımını mezardan uzaklaştırmak için atar, yine her adımda mezara bir adım daha yaklaşır. (Nitekim her nefesini hayatını uzatmak için alır. Yine her nefeste hayatından bir nefeslik zaman azalır.)
Fakat ülkemizin durumu malûm: Dostlar arasında kalbin üzüntülerini saf bir biçimde göstermemek arkadaşlık adabından sayılıyor. Eğlence gibi hükümsüz şeylerde bile beğenmediğini ikiyüzlülükle beğenir gibi görünmek insanlık görevi sanılıyor.
İnsan uygarlık dünyasının lezzetlerine ne kadar alışık olsa da yine arada sırada ilk hali olan kırlarda oturma eğilimini bütün bütün aklından çıkaramıyor. Şimdi gurup zamanı bir su başında, bir çimenlikte, bir ağaç altında oturup da doğanın o yüce hüznünü seyretmek şehirlerin, evlerin hangi eğlencesine tercih olunmaz? Ara sıra beldelerin o iğrenç havasından, uygunsuz manzarasından kaçar; rüzgârın, çiçeklerin gözeneklerinden henüz kurtulmuş parçalarıyla soluk almayı nasıl olur da gönül istemez? Kırların birbirine benzemez nice yüz bin renk ve şekillerine dalmayı hangi bakış vardır arzu etmez?
Akşam olur mapushane kilitlenir
Kimi kağıt oynar, kimi bitlenir
Kiminin temyizden evrakı gelir
Düştüm bir ormana yol belli değilYatarım yatarım gün belli değil.
Mapushane içinde üç ağaç incir
Kolumda kelepçe boynumda zincir
Zincir sallandıkça her yanım sancır
Düştüm bir ormana yol belli değil
Yatarım yatarım gün belli değil.