Hz. Peygamber de dünyayı değiştirdi, ancak esaslı bir farkla; egemenlik ve otorite uğruna değil, bunu bir mesaj ve çağrı için yaptı. Hiçbir intikam duygusuna kapılmadan, otorite kavgasına tutuşmadan ve servet tekeli oluşturmadan dünyayı değiştirmeyi başardı. Kureyş ve diğer Arap kabileleriyle olan ilişkilerinde onların hezimete uğrayarak yok olup gitmelerini değil, risâlet yükünü birlikte omuzlamayı arzuladı. Onlara karşı izlediği stratejide konumlarını yükseltmeyi, onurlarını korumayı, kendilerini düşünce ve inancın prangalanndan özgürleştirmeyi amaçladı. Onları yok etmeyi, varlıktan silmeyi hiç düşünmedi. Onun farklı münasebetlerle tekraren söylediği şu söz, tam da bu durumu teyit etmekteydi: "Allah'ım kavmimi doğru yola ilet! Çünkü onlar bilmiyorlar!" Bu niyazkâr yaklaşım onun tüm strateji ve planlanna refakat ederdi.
Hz. Peygamber, müşriklerin neslinden Allah'a ibadet eden kimseler çıkmasını niyaz ederken aslında bu doğacak nesli ön görüyordu. Kibirli Kureyş liderlerinin genç neslini... Genç nesilleri hedef edinmek, sürekli yüzünü geleceğe dönmeyi, geleceğin gereksinimlerini şimdiden planlamayı, bunu sürekli çevredekilere hatırlatmayı ve mevcut durumun yol açtığı psikolojik buhrandan kendini çekip çıkarmayı gerektiriyordu. Demek ki, Hz. Peygamber'in nutkundaki Islâm, gelecekte yaşıyordu ve gelecek nesiller onu kucaklayacaktı. O hâlde Hz. Peygamber'in bu yeni nesil gençlere karşı duyduğu özlem cevapsız kalmamalıydı. Ataların geleneğini körü körüne sürdürmeye son verilmeliydi. Bir yanda biteviye, dingin, yorgun düşmüş, önünde ufuklar açacak bir fırsat bekleyen nesillere hitap eden yöntem, diğer yanda son derece çevik, öğrenmeye ve atılganlığa açık zihinlere sahip gençler...
Efendimiz (sas), sahâbeyi şirkten tevhide, dalaletten hidayete, menfaatten merhamete, gafletten ve günahtan sevaba hicret ettirdi. Allah Resûlü (sas), onların bütün bu hicretleri tamamlanınca “Haydi malınızı, mülkünüzü, itibarınızı, geçmişinizi ve neyiniz varsa hepsini arkada bırakın ve Habeşistan'a gidin!" dedi ve hiçbiri itiraz etmeden gitti. Sonrasında Allah Resûlü (sas) "Haydi Yesrib'e!" dedi ve yine hiçbiri itiraz etmeden yollara düştü. Sonrasında da İslâm adına dünyanın dört bir tarafına dağıldılar.
Bir hışımla, bir slogan ile Cihad edenler acaba Allah için hangi günahimızdan hicret edebildik? Hangisinden Rabbimizin istediğine yöneldik? Başta Kudüs olmak üzere işgal altındaki İslam topraklarını özgürleştirmek için önce kendi nefislerimizdeki yüklerden hicret etmemiz lazım. Sonra beldelerin özgürlüğü Allahin izni ve yardımıyla gelecektir vesselam..