"Seni özlemeyi ne zaman bırakacağım; başka bir yeri yuvam olarak hissetmeyi ne zaman öğreneceğim? Ah mutlu ev, sana buradan, belki bir daha hiç bakamayacağım şu yerden bakarken nasıl acı çektiğimi bilebiliyor musun? Ya siz, yakından tanıdığım ağaçlar? Ama siz aynı kalacaksınız. Biz gittiğimiz için yapraklarınız çürümeyecek, sizi izleyemediğimiz için dallarınızın kıpırtısı durmayacak! Hayır, siz hep aynı kalacaksınız; verdiğiniz zevk veya üzüntüden habersiz, gölgenizde yürüyenlerin değişmesine duyarsız kalacaksınız! Peki burada kim duracak da sizi keyifle seyredecek?"
"Canımdan da olsam yine de satacağım kanımı. Oğlum hepatite yakalandı, şimdi Şanghay'da hastanede yatıyor. Bir an önce para toplayıp yanına gitmem lazım, kan satmaya birkaç ay ara verirsem, oğlumun hastane masraflarını ödeyecek paramız olmayacak. Ellime yaklaştım, şu hayatta insana sunulan ne kadar tat varsa hepsini biliyorum, ölsem de olur yani. Oğlumsa sadece yirmi bir yaşında, hayatın tadına varamadı daha, bir kadını bile olmadı henüz. İnsan olmanın anlamını bile bilmiyor, eğer ölürse gerçekten de çok yazık olacak."