"Belki siz de benimki gibi bir felaketle, hatta daha önemsiz bir sorunla karşılaştığınızda, her zamanki zarif edebi teorileriniz size fazla gelecek ve bırakın matematiği, tek bir böceğe
sığınacaksınız."
Toprağa ayağımın ilk bastığı zamanı anımsıyorum. Yağmur sonrasındaki mavi gökyüzü. Yağmur sonrasındaki kara toprak. Japon kayısısı açmış. Muhtemelen arka bahçemizdi. Bir kadının yumuşacık elleri beni sarıp kaldırmış ve toprağa bırakmıştı. Hiç sorun yaşamadan iki, üç adım yürüdüm. Aniden görme duyum, önümde genişleyip giden sonsuzluğu hissetti. Toprağa temas eden ayak tabanlarım, yeraltındaki ebedi derinliğin ayırdına vardı. Sonra bedenim tamamen dondu ve kıçımın üstüne düştüm. Yanıyormuşçasına ağlamaya başladım. Dayanamadığım bir açlık hissiydi bu.
"Tüm arkadaşlarım benden uzak duruyor, acıyan gözlerle bakıyorlar bana. Dostlarım! Benimle konuşun, benimle gülün! Ah, dostum boş yere bana yüz çeviriyorsun."
"Tren kalkmadan hemen önceki o üç beş dakika, insan hayatının en çaresiz anlarıdır. Söylenmesi gereken her şeyin söylendiği, geriye yalnızca sessizlik içinde birbirilerinin suratına bakmanın kaldığı o anlar..."