Plevne'deki şanlı direnişin ne kadar yalın şekilde anlatıldığına çok kez şahit olduk. Mehmed Niyazi ise bu yalın anlatıma isyan edercesine; muhteşem bir olay örgüsü kurup, gerçek kişilerle kurgulayarak adeta Plevne direnişine ruh vermiş.
Kitabı okurken iki şahsiyet aşırı dikkatimi çekti. Biri Miralay Yunus Bey diğeri Rus General Skobelev. Skobelev'in değerini Ruslar bilmiş; 6 tane heykeli, sayısız sokağa verilen ismi, müzeye çevrilmiş evi ile adı hala yaşatılıyor.
Gelelim Skobelev'in tümenini dört kez malup eden bizim Miralay Yunus Bey'e...130 bin kişilik Rus Ordusu tarafından kuşatılmış; gıda ve erzak bakımından kıtlığa doğru giden yaklaşık 40 bin kişilik Osmanlı Ordusu'nun Komutanı Müşir Osman Paşa, değerlendirme yapmak için Tahir Paşa, Ethem Paşa gibi kurmaylarını toplayıp durum değerlendirmesi yapıyor. Masaya yatırılan konu; teslim mi olmak yoksa şerefli son saldırıyı da denemek mi? Miralay Yunus, özür dileyerek ilk sözü alıyor ve aylardır yürütülen mücadelenin hakkı, yarma harekatı ile Selanik yolunu açmaktır, yahut da bu uğurda ölmektir diyor. Yeise kapılmış paşalar, bu buğday tenli adamın güven telkin eden konuşmasına aynı doğrultuda fikir beyan ediyor ve hazırlıklar başlıyor. Harekat planlanmış; yine Skobelev'in tümenine saldıracak tümen, Miralay Yunus'un tümeni. Yunus Bey yarma harekatı için hücuma başladıktan bir süre sonra, saldırıya destek veren tümenlerimiz ve tabyalarımız birer birer düşüyor. Osman Paşa yaralanıyor ve bir eve taşınıyor. Yakınındakiler artık sonun geldiğini Osman Paşa'ya anlatmaya çalışıyor, Osman Paşa ise yaralı hali ile haydi Yunus'um haydi evlatlarım diye sayıklarken Yunus Bey'in şehadet haberi geliyor. O anda Osman Paşa'nın gözlerinden yaşlar boşanıyor ve beklenen sonun geldiğini anlıyor, teslim olma kararı alınıyor.
Peki şerefli bir