Takva, kişinin kendisini Allah'ı memnun etmeyecek şeylerden korumasıdır. Takva, Allah'ın her şeyi bildiğinin (El-Alim)
ve her şeyi gördüğünün (El-Basir) bilincinde olarak bütün
işlerinde dikkatli olmaktır. Allah takva ehlini şöyle tarif eder:
Mesela annenizin arabayla sizi almaya geldiğini düşünün.
Arabayı sürmeye başladığında ona nereye gittiğinizi soruyorsunuz, o da "Merak etme göreceksin," diye cevap veriyor. O
sırada panikleyip polisi arar mısınız? Tabii ki aramazsınız. Peki
niye? Nereye gittiğinizi bilmiyorken neden korkmaz ve yardım çağırmazsınız? Peki şoförünü tanımadığınız bir takside
olsaydınız durum değişir miydi? Cevap basit: Annenizleyken
panik yapmamanızın tek nedeni s ürücüye güvenmenizdir. Yolu
bilmeseniz de kontrol sizde olmasa da direksiyondaki kişi anneniz
olduğu ve onun hep sizin iyiliğinizi düşündüğüne dair olumlu
bir kanaat taşıdığınız için ona güvenirsiniz. Buna hüsnüzan
denir. Size zarar vereceğini, bir çukura atıp gideceğini düşünmezsiniz. Nasıl olduğunu bilmeseniz de onun hep iyiliğiniz için
uğraştığını bilirsiniz. Sürücüye güvendiğiniz için k orkmazsınız.
Aynı şeyi Allah için de düşünseydik, bizi nereye götürdüğünü
bilmediğimiz bir yolda korkmazdık. Allah' a hüsnüzan beslemek yaşadıklarımıza verdiğimiz tepkiyi tamamen değiştirecek
güce sahiptir. Ne olduğunu anlayamasak bile olumsuz tepki
vermeyiz çünkü Allah'ın bizi incitmeyeceğini, bizim iyiliğimiz
için en iyisini seçeceğini biliriz. Yolu bilmesem de, bir çıkış yolu
göremesem de, her şey beni kuşatıyor gibi görünse de içimde
çok derinlerde hissettiğim Allah hakkındaki olumlu kanaatime
tutunurum.
Ve bu kanaat, Allah'ın hayatımda yaptığı her şeyin benim
iyiliğim için olduğunu kesin olarak bilmek anlamına gelir, ki
bu da bizim için hem önemli hem de dönüştürücüdür. Başka
bir örnek vermek gerekirse, bir doktoru düşünelim. Doktor size
yaşamanız için ameliyat olmanız gerektiğini söylerse iki şeyden
emin olmak istersiniz: Doktorun bilgisi ve iyi niyeti. Doktorun
aslında tıp okumadığını ve sırf para peşinde bir dolandırıcı
olduğunu
Minnettarlık ve maneviyat hakkında çok kritik bir şey öğrendim. Çoğumuz kendimizden beklediklerimize erişemediğimizde
yahut başkaları (ailemiz, arkadaşlarımız, sevdiklerimiz) onlardan
beklediklerimizi karşılamadığında kendimizi yetersiz ve hüsrana
uğramış hissederiz. O anda verdiğimiz tepki genelde kendimizin
veya diğerlerinin çabalarında "eksik'' olana odaklanmaktır. Böyle
yaparsak sarf edilen çabanın artacağını zannederiz. Özellikle
Ramazan ayında yeterince ibadet edemediğimizi düşündüğü
müzde bunu sık sık yaşarız. Peki ya böyle durumlarda farklı bir
yaklaşımda, üstelik Kur' ani bir yaklaşımda bulunsaydık: "Eğer
şükrederseniz, elbette size (nimetimi) artıracağım'' (Kur' an, 14:7)
Amellerimizdeki eksikliklere odaklanmak yerine bize zaten bahşettiği manevi ikramları için Allah' a şükretsek daha iyi
olmaz mıydı?
Eğer bir insanda bir davranışın devam
etmesini ya da artmasını istiyorsak ona şükran duygumuzu göstermeliyiz. Kişiye ya da yaptığı işe ne kadar minnet gösterirsek
o davranışın o kadar artmasına vesile oluruz.