Ukdei

Ukdei
@Ukdei
Seelamm nanay nanay nanay
Ve hiç şüphe yok ki, zamanı gelince, yeryüzündeki her şeyi kupkuru toprak haline getireceğiz. (Kehf-8) Bu köprü eninde sonunda yıkılacak, dünya son bulacak. Ama buradaki o seyir hali, o seyir halindeki Rabbimle ve kendimle kurduğum o bağlantı benim cebime bilgi olarak (amel) kalmış olacak. O yüzden ben bu hayatta temaşa etmek için varım. ِ ٖه ن َب
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Ey iman edenler! Sizi hayat verecek şeylere çağırdıklarında Allah ve resulünün çağrısına uyun ve şüphesiz bilin ki, Allah kişi ile kalbinin arasına girer. Unutmayın ki, O’nun huzuruna götürüleceksiniz. (Enfal-24) Allah ve Resulü bizi neye çağırıyor? Cömertliğe, merhamete, iyi geçinmeye, güzel ahlaka.. buna hemen uyun. Uyunca ne olacak? Bize hayat verecek şeylere çağırıyor. Hayatı ve yaşamı doya doya, hayatı olması gerektiği gibi yaşama sizi çağırıyor. Allah ve Resulü, biz bu köprü üzerinde yolculukta ilerlerken bizi gerçek bir yaşanmışlığa çağırıyor. Gerçek bir hayata, yani ayakları yere basan, daha gerçekçi, mebde ve meadı bilerek, nereden geldi nereye gidiyor bilerek, o köprü üzerindeki doya doya bir yaşama çağırıyor. Bize yaşam bilgisi veriyor Allah ve Resulü. Meaştaki görüş netleşiyor. Allaha, ahirete inanmayan birisi, mebde ve mead bilgisi yok, yani ayakları olmayan bir köprü üzerinde ilerliyor. O kadar sallanmaya müsait ki bu köprü, anlamı yok bu köprünün, her an devrilebilir, kişi altında kalabilir
Gerçek şu ki, yeryüzünde güzel olan ne varsa, biz hepsini hangisinin iyi davrandığını ortaya koymak için, insanları sınamaya bir vasıta kıldık. (Kehf-7) Yaşam “ziyneten” müthiş güzellikte süsledik, dekore ettik. Akşam gökyüzünde yıldızlar ay, yeryüzü var, çiçekler var. Bir kendi yarattıkları var birde benim icat etmeme izin verdikleri var. Evim arabam kıyafetlerim. Bu güzellikler hep sevdiğim şeyler. Bunları inkâr edemem ki. “Onlardan hangisi daha güzel amel edecek diye Biz yeryüzünü süsledik.” Aramıza merhamet, sevgi koyması. Bu dünyayı güzel yaratmış Rabbimiz, beğenmemek olmaz ki. İftara ağırladığımız misafir yaptığımız yemekleri beğenmese: --“ne gerek vardı, uf bize dünyayı sevdiriyorsun niye yaptın da koydun bunları” dese güzel olur mu? Hâlbuki beklentim ney? --“Ellerine sağlık ne kadar güzel zahmetlerde bulunmuşsun, bizi ne güzel ağırladın, Allahta seni ağırlasın.” Böyle güzel güzel şeyler duymak istiyorum. Rabbimde bana öyle güzel sofra kurmuş ki ye ye doyamam. Yani diyemem ki ben “beğenmedim, çok çirkin, dünya çirkin, dünya kötü, içindekilerde kötü” mümkün değil diyemem. Bu cevap uyumlu da değil. Dekore edilmiş bir yaşamı inkar etmek mümkün değil. “züht” İslamda, dünyadan ayrışmış birey. Dünyaya kendini kaptırmamış. Kişi züht, zahit olduğunda ilmi sever, mesleğini sever, evlatlarını sever. Zahit, dünyayı sevmez anlamı hoş bir anlam olmaz. Olası ve mümkün değil, hepimiz bir şekilde dünyadaki güzellikleri seviyoruz, sevmemizde gerekiyor. Güzel nimetler var önümüze serileni bunları seviyoruz. Ama buradaki durum, dünyanın kişiye getirdiği anlamları zahit alır ama onları kendine hedef ve hırs edinmez. Züht sahibinin benlik algısı dünya üzerinden değildir, züht sahibinin benlik algısı, kul olmak üzerindendir. Kendini rolleri ve sahip oldukları ile tanımlamaz züht
Temaşa edeceğim şey koskoca bir evren. Bu yaşam dediğim şeyde Allahın isimlerini ve sıfatlarını temaşa eder ve ondan sonra onu zikredebilirim. Yaşamı bu yüzden sevmeliyim. Çünkü burası o seyretmenin yeridir. Bu noktada Müslümanlar olarak en çok kavramakta zorlandığımız şey: Dünya ve Dünyevi olma kavramları. Bu ikisini otturmadığımız için çok fazla karmaşıklaşıyoruz.
Rabbin Âdemoğulları’ndan -onların sırtlarından- zürriyetlerini alıp bunları kendileri hakkındaki şu sözleşmeye şahit tutmuştu: Ben sizin rabbiniz değil miyim? “Elbette öyle! Tanıklık ederiz” dediler. Böyle yaptık ki kıyamet gününde, “Bizim bundan haberimiz yoktu” demeyesiniz; (Araf-173) Oysa ahiret daha hayırlı ve daha kalıcıdır. (Ala-17) Eğer mebde ve meadı açıklayamazsa, hayatı açıklayamam. Açıklayamayınca: ölüm korkunçlaşıyor, kıyamet korkunçlaşıyor, ahiret korkunçlaşıyor. Hâlbuki bunun tam zıttını “tüm nefisler ölümü tadacak.” “zaika” kelime zevklenmekten geliyor, zevkine varmak aslında. Yani ölüm bu kadar zevkli güzel. Özellikle şehitlerle alakalı ne deniyor? “bir daha bir daha ölmeyi isteyecekler”. Nereden, nereye sorularını açıklamadığımızda, mead nerede sorusu, korku dolu bir yer olarak görülür, orası korku dolu görülürse, meaşta – yaşamdayken lezzet alabilmek mümkün değil. Hayatın içersinde rahatlamak mümkün olmuyor. Hayatı adlandırabilmek için nereden nereye sorularını da çok iyi anlamdırmamız gerekiyor. Hayatımızda bu soruları anlamdırıp yaşamımızı doğru düzgün bir bilgi üzerine otutturacağız. Meaş İslam felsefesinde bir köprüye benzetilmiş: Meaş (yaşam), bir ayağı mebde bir ayağı mead olan bir köprüdür Hanginizin davranışça daha iyi olduğunu denemek için ölümü ve hayatı yaratan O’dur. O, güçlüdür, çok bağışlayıcıdır. (Mülk-2) Önce ölümü yarattı. Senin bu hayatı çözebilmen için öncelikle, gideceğin yeri anlaman, algılaman gerekiyor. Gideceğin yeri algılamadan hayata bir anlam verebilmen senin için mümkün değil. Yaşam ve hayat nasıl olmalı? Bu sorunun cevabı ise sadece ahlakla ilişkilendirilebilir. Meaş, nerede sorusunun bizi getirdiği nokta aslında nasıl olmuş oluyor. Dünyayı bir yolcu bir seyyah gibi yaşamam gerekiyor. Bir yolcu gibi seyretmem gerekiyor.