Gerçek şu ki, yeryüzünde güzel olan ne varsa, biz hepsini hangisinin iyi davrandığını ortaya
koymak için, insanları sınamaya bir vasıta kıldık. (Kehf-7)
Yaşam “ziyneten” müthiş güzellikte süsledik, dekore ettik. Akşam gökyüzünde yıldızlar ay, yeryüzü var,
çiçekler var. Bir kendi yarattıkları var birde benim icat etmeme izin verdikleri var. Evim arabam
kıyafetlerim. Bu güzellikler hep sevdiğim şeyler. Bunları inkâr edemem ki. “Onlardan hangisi daha güzel
amel edecek diye Biz yeryüzünü süsledik.” Aramıza merhamet, sevgi koyması.
Bu dünyayı güzel yaratmış Rabbimiz, beğenmemek olmaz ki.
İftara ağırladığımız misafir yaptığımız yemekleri beğenmese:
--“ne gerek vardı, uf bize dünyayı sevdiriyorsun niye yaptın da koydun bunları” dese güzel olur mu?
Hâlbuki beklentim ney?
--“Ellerine sağlık ne kadar güzel zahmetlerde bulunmuşsun, bizi ne güzel ağırladın, Allahta seni ağırlasın.”
Böyle güzel güzel şeyler duymak istiyorum.
Rabbimde bana öyle güzel sofra kurmuş ki ye ye doyamam. Yani diyemem ki ben “beğenmedim, çok çirkin,
dünya çirkin, dünya kötü, içindekilerde kötü” mümkün değil diyemem. Bu cevap uyumlu da değil. Dekore
edilmiş bir yaşamı inkar etmek mümkün değil.
“züht” İslamda, dünyadan ayrışmış birey. Dünyaya kendini kaptırmamış. Kişi züht, zahit olduğunda ilmi
sever, mesleğini sever, evlatlarını sever. Zahit, dünyayı sevmez anlamı hoş bir anlam olmaz. Olası ve
mümkün değil, hepimiz bir şekilde dünyadaki güzellikleri seviyoruz, sevmemizde gerekiyor. Güzel nimetler
var önümüze serileni bunları seviyoruz. Ama buradaki durum, dünyanın kişiye getirdiği anlamları zahit alır
ama onları kendine hedef ve hırs edinmez. Züht sahibinin benlik algısı dünya üzerinden değildir, züht
sahibinin benlik algısı, kul olmak üzerindendir. Kendini rolleri ve sahip oldukları ile tanımlamaz züht